Hoşgeldiniz.

Osmanlıda Cariyelik Sistem i osmanlıda cariyelik - cariyelik nedir - cariyeler nerede yaşar - cariyenin saray hayatı CARİYELER Hünkâr Kalfaları Harem kadın larının yükselebilecekleri en

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Osmanlıda Cariyelik Sistemi

    Sponsorlu Bağlantılar




    Osmanlıda Cariyelik Sistemi
    osmanlıda cariyelik - cariyelik nedir - cariyeler nerede yaşar - cariyenin saray hayatı


    CARİYELER Hünkâr Kalfaları

    Harem kadınlarının yükselebilecekleri en yüksek makamdır. Görevleri padişahların hizmetlerini görmek , padişahın günlük işleriyle uğraşmak, yemeği hazırlamak şeklinde sıralayabiliriz.

    Bu kadıların aralarındaki rütbeler şöyledir;

    Hazinedar ve Hazinedar Usta; Padişahların hususi ve şahsi hizmetlerini görenlere hazinedar adı verilirdi. Hünkar kalfaları özellikle bunlar için kullanılan bir tabirdir. Hazinedarların en önemli görevleri hükümdarın şahsi hizmetini görmekti. Hazinedar usta padişahın yanında oturabilirdi, odasına girip çıkabilirdi. Ayrıca haremdeki hazinelerin bütün anahtarları da hazinedar ustada bulunmaktaydı.

    Saray ustaları, cariyeler dairesinde Valide Sultan Taşlığına istedikleri zaman geçebilecek durumda olan ayrıcalıklı kişilerdi. Evlenmemiş, uzun süre sarayda yaşamış, tecrübeli saray hanımları arasında ustalığa yükselmek ancak padişahın ve ailesinin güven ve takdirini kazanmakla mümkündür.

    Kâhya Kadın: Haremin teşrifatçısıdır. Resmi günlerde düğünlerde, merasimi o idare ederdi. Yanında mühr-i hümayun bulundurulurdu. Kendine has cariyesi ve maiyeti vardı. Bunların dışında daha küçük görevlerde bulunan cariyeleri şu şekilde sıralayabiliriz.

    Çaşnigir Usta: Sarayın çamaşır ve yatak takımlarına bakan ustalara denir. İlk çamaşırcı kadına Yavuz döneminde rastlanmaktadır.

    İbrikdar Usta: Kahve işleriyle meşgul olanlara denirdi. Törenlere gelen kadınlara ve sultanlara kısa zamanda kahve hazırlayıp takdim etmek bunların vazifesiydi.

    Kutucu Usta: Sultanların, kadın efendilerin ve ikballerin hamamda yıkanmasına yardımcı olan ustaya denirdi.

    Kilerci Usta: Padişahın kilerine ve kiler takımlarına bakan kalfaların reislerine denirdi. Padişaha ait şerbetler, meyveler, çerezler hünkarın kilerinde saklanmaktaydı.

    Kâtibe Usta: Haremin disiplinini, teşrifat ve nizamını sağlayan amire denir. Bunların haremde hastalar ustası, ebeler, şehzadelere süt emzirmek için tutulan dayeler ve padişahın çocuklarına bakan dadılar vardı.

    Has Bahçe Safaları

    Haremde yaşayan kadınlar zaman zaman serbest bir şekilde bahçelerde ve mesirelerde halvet denilen eğlenceler tertip ederlerdi. Halvet günü üçüncü avlu tamamıyla boşalır, bahçenin görülebilecek yerleri halvet bezleri ile örtülürdü. Bahçede kadınların ve cariyelerin dolaşacağı yollar üzerine ve etrafına çadırlar kurulurdu. Böylece kapalı sokaklar ve oturma yerleri meydana getirilirdi. Ayrıca oturulacak, namaz kılınacak, oynanacak, eğlenilecek ve yemek yenilecek çadırlar da kurulurdu.

    Harem ağaları "halvet" diye bağırınca nöbetçilerden başka bütün saray halkı belirlenen gezinti alanına dağılırdı. Kadınlar yeşillikler içinde eğlenip sohbetler ederken kızlar da kelebekler misali daldan dala, çiçekten çiçeğe uçuşurlar vaktin nasıl geçtiğini bilmezlerdi.

    Akşam üstü, yine harem ağalarının halvet sadaları onları sanki tatlı bir rüyadan uyandırırdı. Kızlar bahçenin yaprakları, meyvaları, çiçekleri ellerinde, bütün günkü keyiflerin hikayeleri dillerinde yerlerine dönerlerdi. Bu eğlenceler baharın ve yazın birkaç defa tekrarlanırdı.

    Bazan bu gezintiler İstanbul'un en ünlü mesire yerlerinden birine yapılır ve burası genellikle Sadabad olurdu. Bu tip eğlencelere Beylik Gezintiler denilirdi.

    Gidilecek yerde çadırlar yine halvet sokaklarıyla birbirine bağlanırdı. Öyle ki kadınlar ve cariyeler serbestçe sokaklarda yürüyebilir, bir çadırdan öbürüne hiç kimseye görünmeden gidebilirlerdi. Dışarıda yeşil renkli çadırların, ağaçlar, çiçekler ve yeşillikler arasında kurulması, oraya yepyeni bir görünüş verir, gönüllere huzur ve ferahlık getirirdi.

    Beylik geziler Cuma günleri yapılırdı. Baş ve ikinci katibe gezintinin nereye yapılacağını ve hangi cariyelerin katılacaklarını haremde ilan ederlerdi. Geziye katılacaklar büyük bir sevinç içinde en güzel elbiselerini giyerler ve gidişe hazırlanırlardı.

    Arabalarla eğlence yerine varan ekip akşama kadar türlü oyunlarla eğlenir, yemekler yenir ve neşe içerisinde saraya dönerlerdi.

    Kışın ise eğlenceler sarayda yapılırdı. Cariyeler kendi aralarında bekiz, kös ve sürme (dokuz taş) denilen oyunlar oynadıkları gibi düğün ve bayram günleri de onlar için eğlencenin ve mutluluğun unutulmaz vakitleri olurdu.

    Saray Hayatı ve Sonrası

    Görüldüğü gibi padişahın oğulları, kızları, hanımları ve görevlileri ile yaşadığı yüzlerle ifade edilen odadan müteşekkil evinde ortaya çıkacak en mühim konu cinsellik değil, oradaki hizmet üniteleridir. Bunda ise padişahın eşi olmaya namzet olanlarının dışındakilerde, güzellik yerine liyakat ve ehliyet aranırdı.

    Osmanlı Devleti'nin kuruluş ve genişleme dönemlerinde haremdeki cariyelerin sayısı fazla değildi. Genel olarak şehzadelerin küçük yaşta sancağa çıkarılmaları sebebiyle anneleri ve maiyyeti halkı da beraber gidiyordu. Bu sebeple haremdeki hizmetli cariye sayısı oldukça düşüyordu.

    Haremdeki cariye sayısı veraset sisteminin değişmesi ve şehzadelerin sancağa çıkarılma usulünün kaldırılıp haremde alıkonulmaları başladıktan sonra süratle artmıştır.

    Haremdeki cariyelerin miktarını gösteren ilk liste I. Mahmud Han zamanına aittir. Buna göre haremdeki cariye sayısı 456 idi. Bunların 80 tanesinin altı şehzade dairesinde hizmette olduğu düşünülürse rakamın neden arttığı kolay anlaşılır.

    Cariyelere verilen gündelikler haremdeki eskiliklerine göre değişiyordu. 1652'de cariyelerin ortalama maaşı günde 8.7 akçe akçeydi. II. Mahmud Han zamanında haremdeki 298 cariyenin gündelikleri derecelerin göre 100 ila 30 akçe arasında değişmekteydi.

    Cariyelerin giyecekleri de hazineden verilirdi. Ayrıca düğünlerde, bayramlarda ve doğumlarda ziyafetler çekilir, ihsanlarda bulunulurdu.

    Bütün bunlar cariyelerin çok iyi durumda olduklarını göstermektedir. Buna rağmen bazı yabancı yazarlar cariyelerle alâkalı akıl dışı iddialar, iftiralar ve hezeyanlar savurmuşlardır.

    Harem teşkilâtı üzerinde ciddi araştırmalarda bulunan tarihçiler ve haremi bizzat görmüş bulunanlar bu yanlışlara yeri geldikçe işaret etmişlerdir.

    Çağatay Uluçay, "Öncelikle cariyelerin hepsi padişahın odalığı değildir. Padişah yüzlerce cariye içinden ancak birkaç tanesiyle ilgilenir, diğerlerini ne bilir ne de görürdü." demektedir.

    Bu kadınlar her ne kadar haremin hizmet birimlerinde görevli olsalar da onları bir hizmetçi statüsünde görmek mümkün değildir. Zira onların her biri Osmanlı saray terbiyesi ile yetişmiş saray kültürü ile yoğrulmuş bir saraylı idiler. Onlar için nihai hedef, askeri, idari hiyerarşinin tepesine yakın erkeklere eş olmak üzere en güzel bir biçimde yetişmiş olmalarıydı.

    Enderun nasıl erkekleri saray dışında hanedana hizmete hazırlıyorsa haremde, kadınları padişah ve annesine kişisel hizmet yoluyla dış dünyadaki rollerini almaya hazırlıyordu.

    Zira onlar Enderun'da yetişmiş bir Osmanlı bürokratının eşi olarak gittikleri yerlerde harem teşkilatının en gözde mümessili olacaklardı. Osmanlı harem hayatının en yüksek seviyede temsilcisiydiler. Diğer idarî görevli eşleri ve şehirli kadınlar onların edep ve ahlâkını kendilerine örnek alırlardı.

    Hizmet cariyeleri ile kalfalar ve ustaların haremde kalış süreleri dokuz yıldı. Dokuz hizmet yılını dolduran cariyelere hürriyete kavuşma kâğıdı olan azatname/ıtıkname verilirdi. Bunları ıtıknameyi, ufak yuvarlak bir muska içinde göğüslerinde taşırlar, öldükleri zaman da bununla gömülürlerdi. Birçokları da azatnameyi kendi istekleri ile yırtarlar ve sarayda kalmaya devam ederlerdi.

    Çırağ denilen dışarıda bir eve yerleşirle ve evlenirlerdi. Saraydan ayrılan cariyelere elmas yüzüğü, küpesi, altın saati, gümüş takımları ve hanesinin her lavezımı verilir, öyle gönderilirdi. Evlenen cariyelere ise haremde bağlı bulunduğu efendisi ve arkadaşları tarafından hediyeler verilirdi.

    Ayrılan cariyelere sadece eşya, konak ve saire ile yetinilmiyor, sonradan dara düşmemeleri için bazı tahsisler de yapılıyordu. Yine dışarıda muhtaç halde bulunanlara her türlü yardım yapılmakta ve kimseye muhtaç bırakılmamaktaydı. Kocası ölenlere maaş bağlanırdı.

    Haremdeki cariyeler vefat ederlerse malları islam hukukuna göre efendilerinin sayıldığı için devlet tarafından zaptedilir ve hazineye irad kaydolunurdu. Azad edilmeden vefat eden cariyelerin kefenlerinin altına ve göğsünün üzerine ıtıkname kağıdını yazıp koyarlar ve öylece defn ederlermiş.

    Cariyeler harem içinde bir suç işledikleri veya vazifelerini aksattıkları takdirde kahya kadın tarafından cezalandırılmaktaydı. Genelde cezaların kısa süreli hapis hayatı olduğu sanılmaktadır. Cariyeler bölümündeki hastane ve çamaşırhanenin yanında bodrum katında bir odanın hapisane olarak kullanıldığı söylenmekte ise de bunu kuvvetlendirecek bir delil mevcut değildir. Ayrıca mühim hata ve kusuru görülenler haremden çıkarılarak sürülürlerdi.

    Son dönemlerde padişahlara gösterilen fena muameleler sırasında harem kadınları ve cariyeler de bundan nasiplerini almışlardır.

    Abdülaziz Han'ın önce hal'i ve sonra öldürülmesi sırasında haremde yaşayanların durumu da perişan olmuştur. Kadınların ve cariyelerin eşyaları subaylar tarafından zaptedilmiştir. Cariylerin çoğunun yeri yurdu olmadığından yatakları, hamallar sırtında ve kendileri yer bilmez bir takım biçâre ve âcize onun bunu kapısını çalıp kabullerini istirham eylemişlerdir.

    Yaşadıkları Mekânlar

    Günümüzde Topkapı Sarayı'nın cariyeler bölümünü gezenler adetâ ürkerler. Zira rutubetli odalar, kafesli dehlizler, karanlık daireler insanın ruhunu sıkar. Görenler de burada yaşamış olanlara büyük bir acıma hissi oluşur. Oysa harem bölümü ve cariye daireleri Topkapı Sarayı Dolmabahçe'ye taşınmadan önce bugün görüldüğü gibi değildi.

    Harem-i Hümayûn'da cariyelerin kaldığı mekânları gezerken onların yaşayışlarına ve rollerine bir kez daha şahit olacağız.

    Karaağalar Taşlığı'nın bittiği yerde günümüzde Cümle Kapısı denilen ve haram bölümünü haremağaları bölümünden ayıran kapı gelmektedir. Bu kapı haremin üç ana bölümünün bağlandığı nöbet yerine açılır. Kubbeli ve kemerli açık bir sahanlık olarak geçiş yeri halindeki kapıya mermerden, grift rumî desenli ve müşebbek taçlı bir sembolik boş kemerle girilir. Bu kemer üzerinde "Ey iman edenler! Evlerizni dışındaki evlere izin istemeden ve orada sakin olanlara selâm vermeden girmeyiniz." Meâlindeki âyet yer almaktadır.

    Nöbet yerinin solundaki kapı Cariye Koridoru ile Kadınefendiler Taşlığı'na, ortadaki kapı Valide Taşlığı'na, sağdaki kapı Altın Yol ile padişah dairesine bağlanır. Giriş, taşlıktaki nöbet binasına bağlanan kemerli bir asma kat vasıtasıyla özellikle geceleri kontrol altında tutulurdu.

    Harem'de yaşayanların en kalabalık kesimini oluşturan cariyelerin kullandığı bu üçüncü kapı üzerindeki yazıda; "Ey kapıları açan Allah'ım bizlere de hayırlı kapılar aç" dileği yer almaktadır.

    Nöbet yerinde bulunan, cariyeler bölümüne açılan bu kitâbeli kapı, aslında üstten ışık alan bir koridora açılmaktadır. Bu koridorun sonunda cariyeler taşlığına açılan bir kapı daha vardı. Kitâbeli kapı açıldığında koridorun sonundaki kapı kapalıdır. Altın Yol'un iki başındaki çift kapıda da aynı usul görülmektedir. Aslında tüm önemli oda-sofa ya da taşlıklardaki kapılar aynı durumdadır. Girilen bir kapı kapatılmadan, geçilecek olan ikinci kapı açılmaz.

    Bu mimarî şekil, haremin yüzyıllar boyu korunmasını kolaylaştırmış, onu baskılardan da korumuştur. Böylece hiç bir bölüme doğrudan doğruya girilememekte, ya bir geçit ya da u şekilde kullanılan çift kapılı yerler bulunmaktadır.

    Ancak bir kez şehzadeliğinde II. Mahmud'u ve III. Selim'i öldürmek kastıyla gelen askerler, içerideki saray kadınlarının yardımıyla kapıların açık bırakılması yüzünden, hareme baskın yapabilmiştir.

    Üçüncü kapıdan geçilince tepeden ışık alan sol tarafta taş sekisi boydan boya uzanan bir geçide girilir. Bu geçidin sağ tarafındaki bir kapı, saray ustaları koğuşlarının taş merdiveninin başladığı yere açılır. Burada bir başka kapı daha vardır. Sol taraftaki sekide saray mutfaklarına her gün gelen yemek tepsileri dururdu.

    Bu tepsileri getiren Karaağalar, cariyeler kapısından girip, tepsileri taş seki üzerine bırakırlar, yine aynı kapıda çıkarlardı. Ancak onlar çıktıktan sonra cariyeler kapısı kapatılınca iç kapı açılır. Cariyeler seki üzerindeki tepsileri ait oldukları bölümlere götürmek üzere alırlardı. Yemek getirenlerle cariyelerin karşılaşması bile yasaklanmıştı.

    Cariyeler ve Kadınefendiler taşlığı: Cümle kapısı holünden Kızlarağası Dairesi ile Kalfalar Koğuşu arasında devam eden yoldan sola dönülerek Cariyeler Hamamı ile Kadınefendi daireleri arasındaki geniş ve uzun hole cariyeler ve Kadınefendiler Taşlığı denilmektedir. 16. yüzyıl ortalarında karaağalar taşlığıyla beraber inşa olunmuş. 1665 harem yangınından sonra yenilenmiştir. Kadınefendi dairelerinin taşlığa bakan cephelerindeki manzara resimleri, naturalist Türk resminin 18. yüzyıldan kalan ilk örnekleridir. 16. yüzyıl sonlarında kadınefendi daireleri yapılmadan önce taşlık Haliç'e doğru bir terasla açılırdı.

    Cariyeler Hamamı: Cariyeler ve Kadınefendiler Taşlığı'nın sonunda Karaağalar Koğuşu'na bitişik olarak yapılmıştır. Sarayın en eski hamamıdır. Kubbeli bir camekân, iki bölümlü ve tonozlu bir ılıklık ve küçük bir halvet bölümünden ibarettir. Hamamın yanındaki bir merdivenden taşlığın sol tarafında bir sıra abdest musluğu, büyük kubbeli hamam girişi, kalfalar dairesine çıkan merdiven kapısı, onun yanında hamam külhanının giriş kapısı bulunurdu.

    Tam karşısında çamaşırlık, mutfak, kiler ve aşçıbaşına ait bir oda vardır.


    Paylaş Facebook Twitter Google



  2. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Copyright © 2000 - 2014, vBulletin Solutions, Inc