Hoşgeldiniz.

Mardin kapı şen olur öyküsü nedir ? Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın mardin kapı şen olur hikayesi Mardin şiirleri, Mardin ile ilgili şiirler Kapı süsleri,
  • 5 üzerinden 3.91   |  Oy Veren: 34      

  1. Kayıtsız Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    Mardin kapı şen olur öyküsü

    Sponsorlu Bağlantılar




    Mardin kapı şen olur öyküsü nedir ?


    Paylaş Facebook Twitter Google







  2. Sponsorlu Bağlantılar




    Diyarbakır-Celal Güzelses-Plaktan Yazıldı

    Mardin Kapı Şen Olur
    Dibi Değirman Olur
    Buralarda Yar Seven
    Mutlaka Verem Olur

    Dağkapısı Daşlıdır
    Yarim Kara Kaşlıdır
    Ben Yarimi Tanıram
    Kıvır Kıvır Saçlıdır

    Urfakapı Bağlıdır
    Yarim Karadağlıdır
    Ben Yarıma Kıyamam
    Yarım Küçük Çağlıdır

    Yenikapı Bahçalar
    Yar Orda Keman Çalar
    O Yar Bana Bakanda
    Yüreğimi Parçalar






  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
  4. Mardin kapı






    Mardin kapı şen olur

    Dibi değirmen olur
    Buralarda yar seven
    Mutlaka verem olur
    Güfteden de anlaşılacağı üzere Mardinkapı tarihte bir eğlence merkeziydi.Dibi de değirmendi.Ayrıca buradan hüllelere,Hevsel bahçelerine,Gazi köşküne ve Kırklardağı gibi mesire yerlerine gitmek mümkündü.Şemsilerin mekanı da bu bölgedeydi.Hacıların toplanma merkezi ,seyyah tüccarların uğrak yeri Deliller hanı,Hüsrevpaşa camii,Hz.Ömer camii de buradadır
    İsminden de anlaşılacağı üzere tarihte Mardin’e Mardinkapıdan gidilirdi.Ayrıca Bitlis güzergahı da buradan başlayıp,on gözlü köprü üzerinden olurdu.Şimdi güzergahlar başka istikamettedir.Mardinkapıda ebedi istirahatgah da bulunmakta,Mardinkapı mezarlığı ismiyle anılmaktadır.Tarihi Keçi burcu da şimdi turistlerin baş uğrak yeri olmuştur.
    Mardinkapıda Deliller hanı

    Mardinkapıda sur etekleri


    Mardinkapı’da Keçiburcunun bulunduğu bölge daha önce güneş tapınağı olarak kullanılmıştır
    Birgül Savaşiyarbakır surları.D.Ü.Arkeoloji bölümü lisans tezi.2000.s.:28
    Şimdi o güzelliklerden bazıları kaybomuş
    Hevsel sükut etmiş,kırklarda figan
    Hatun kastalını el alıp gitmiş
    Şemsilere baktım,hepten perişan
    Güzel nağmeleri yer alıp gitmiş(M.mergen)
    Ne Mardin kapı şendir,ne de dibi değirmen
    Hala hazzını duyar,ezanını dinleyen(M.mergen)

    Mahmud paşa 12 Aralık 1859’da vefat etti,Mardin kapısı haricinde Şeyh Mehmed Amidi Türbesi civarındaki sahada istiska zamanı için bir namazgah yaptırmıştır
    . Abdülgani Fahri Buldukiyarbakır valileri.yayına hazırlayanlar:Eyyüp Tanriverdi.Ahmet Taşğın.Medrese yay Ank.2007.s.174

    DİYARBAKIR NAMAZGâHI

    Diyarbakır Mardin Kapısı dışında mezarlıkların arkasındaki, Şeyh Muhammet Düzlüğü’nde bulunan Namazgahı Mahmut Paşa yaptırmıştır
    . Mihrabın üzerindeki l859-l860 tarihli kitabeden Mahmut Paşa’nın bu namazgahı Gülşeni tarikatından Şeyh Muhammet Amid-i anısına yaptırdığı öğrenilmektedir. Namazgahın kitabesini Şair Sa’id tarih düşürmüştür.

    Son yılarda yeniden onarılan namazgah siyah-beyaz taşlardan yapılmıştır
    . Günümüzde onarım sonrası yalnızca siyah renkli taşlar kullanılmıştır. Güneydeki kısım dışında namazgahın üç tarafı 0.80 m. yüksekliğinde duvarla çevrilmiştir. Kuzeydeki giriş kapsından namazgahın içerisine girilmektedir. Güney duvarına bitişik taş bir minber ve ona çok yakın olarak da mihrap bulunmaktadır. Mihrabın üzerinde kitabesi bulunmaktadır.

    Orijinalliğinden uzaklaşmamış olan namazgahın üzerinde bezeme bulunmamaktadır




    Mehmet Mercan

    Mardinkapı şen olur...

    Mardinkapı şen olur

    Dibi değirmen olur,

    Buralarda yar seven

    Vallahi verem olur…

    Tam da türküdeki gibi, Mardin Kapı’nın ŞEN olduğu mevsimdeyiz…
    Evet. Bir zamanlar böylesi yaz mevsiminde cıvıl cıvıl şenlenirdi Mardinkapı…
    Kentin sıcağından bunalan insanlar, özellikle de akşamcılar nevalelerini alır Ben-ü Sen ve Hevsel bahçelerine hakim surlara, Keçi Burcuna çıkar ya da sur diplerindeki kayalıklara oturur demlenirdi.

    Akşamcı gruplar içinde sesi güzel olanlar Celal Güzelses’ten, Ermeni Bube’den, Malatyalı Fahri’den, Urfalı Mukim Tahir’den, Cemil Cankat’tan ünlenmiş mayaları okur, sesleri aşağılardaki bahçelerde yankılanırdı.

    Bazı gruplarda sazlı alem yapılırdı.

    Bunlara yakın oturanların sesi çıkmaz, sadece uygun bir tonda türkülere eşlik edilirdi.

    Bazen tanıdık grupların bir araya gelmesiyle ortalık daha bir şenlenirdi.

    Hele de oturanlar içinde sesi güzel, tanınan biri varsa, gece boyunca adeta müzik ziyafeti çekilirdi.

    Mardinkapı’ya aileler de çıkardı elbette. Özellikle ikindiden sonraları…
    Yakın mahallelerde oturanlar, çerezlerini, semaverlerini, kilimlerini alır, ya hemen kapı dışındaki bahçede dut ağaçlarının altına, ya Haramsu kanalının kenarına, ya da Şeyh Muhammet Düzlüğü’nün (mezarlığın) altındaki kayaların eteklerinde, Şemsiler’de otururlardı.

    O yıllarda Mardinkapı dışındaki bahçe henüz parka dönüştürülmemişti…
    Aileler oturdukları yerlerde iki-üç saat dinlendikten sonra kilimlerini toplar, evlerine dönerlerdi…
    Akşama yakın saatlerde bu kez çay kenarındaki hüllelere ya da köşklere akın başlardı.

    Hülleler, Dicle kıyısındaki karpuz bostanlarında, suyun sığ olduğu kıyılarda kurulurdu.

    Suyun içine direkler çakılır, üzerine çakılan tahtaların etrafı da kent içinde damlarda kurulan tahtların etrafına çevrilen STARA gibi kamışlarla örülürdü.

    Bostan sahibi aileler yazlarını bu hüllelerde geçirirlerdi. Aile fertleri hüllelerde yatardı.

    Yarısı suyun içinde kalan hülleler hem daha serin, hem zehirli böcek ve haşere bakımından güvenli olurdu.

    İşi, işyeri şehirde olan sabahın erken saatlerinde kalkar yola düşer, akşam olunca tekrar hüllelere dönerdi.

    Akşama yakın saatlerde Mardinkapı yokuşu, hüllecilerin eşeklerinin çıngırak sesleriyle çınlardı.

    Akşama yakın saatlerde kent içindeki işyerlerini kapatan esnaf ve tüccar süslü semerli, boyunlarına özel yapılmış çıngıraklar asılı eşekleriyle, Dicle kıyısındaki hüllelere ya da köşklere doğru yola çıkardı.

    Eşeklerin üzerindeki süslü heybelerin içi yiyecek ve içecekle doldurulurdu. Eşeklere yalnızca küçük çocuklar bindirilir, büyükler ise eşeklerinin yanında birbiriyle sohbet ede yürürdü.

    Zengin aileler ise köşklere paytonla giderlerdi…
    Değirmenlerin arasından, Savukhpar yokuşunu inen eşeklerin nal sesleri sağlı sollu sıralanan değirmenlerin şak-şakına karışırken ayrı bir ahenk oluşurdu…
    Ayni saatlerde bahçelerin “yorgun savaşçıları” AŞEFÇİLER de sırtlarındaki dolu bohçalarıyla Mardinkapı yokuşunu tırmanmaya başlarlardı.

    Eğer, Keçi burcunun üzerinde ya da tabanındaki kayalıkta oturan akşamcılar arasında güzel sesli biri şarkı söylüyorsa, aşefçiler de, hüllelere gidenler de adımlarını yavaşlatır, şarkıyı dinlerlerdi….

    Bazı aşefçiler, yokuşun başında oturur, hem dinlenir hem de geçen hüllecilere sebze, meyve satardı.

    …………..

    Kentin hemen tüm sebze ve meyvesi Mardinkapı’daki bahçelerden sağlanırdı.

    Bahçelerin etrafındaki sulama kanalların kenarlarında Delibardağan, Naneçuçe, Kazayağı, Ağbandır, Acice, Dereotu, Tolık (Ebegümeci)), Pırpar (semizotu) gibi yenecek hoş kokulu otlar yetişirdi. Kentin pazarlarında satılan bu otlar çeşitli yemeklerde, salatalarda kullanılırdı. Bazıları ise çiğ yenirdi.
    Bu bahçelerde de “AŞEFÇİ” adı verilen kadın bahçıvanlar çalışırdı.
    Bahçelerde yetişen sebze ve meyveyi az bir ücretle çalışan AŞEFÇİLER toplardı.

    Gün batımından önce yüklendikleri sebze torbalarıyla iki büklüm Mardinkapı yokuşunu tırmanan aşefçilerbunları kentteki sebzecilere teslim ettikten sonra, kendileri için topladıkları döküntü sebzeleri, meyveleri ve çeşitli otları seyyar pazarlarda ucuza satar az da olsa bir kazançları olurdu..

    1940’lı, yıllardan 1960’lı yıllara kadar Aşefçi Pazarı şimdiki Bakırcılar Çarşısı’nın bitişiğindeki Eski Saman Pazarı’nda kurulurdu. 1960’lı yıllarda belediye burasını “Peynir ve Yoğurt Pazarı” olarak düzenleyince, bu kez aşefçiler, günümüzde Balıkçılarbaşı yakınındaki halk arasındaki adıyla Malikiejder (Malik El İştar) cami ve türbesinin bulunduğu, Nakiplerin konaklarının bulunduğu sokağa taşındı…
    ………….

    Diyarbakır’da HÜLLELERDE yaşamın da bir başka güzelliği vardı.

    Dicle kıyısında kurulan hüllelerde yemeklerden sonra eğlenceler başlardı.

    Gecenin geç saatlerine kadar süren şarkılı, türkülü, halaylı eğlenceler sırasında oyulmuş karpuz kabuklarının içi kül veya ince kumla doldurulup üzerine gazyağı ya da kandil yağı döküldükten sonra ateşlenir sonra da Dicle nehrine bırakılırdı. Birer meşale gibi alev alev yanan karpuzlar çağıldayan sular arasında yol alırken kıyıda eğlenceler doruğa çıkardı.

    Bu arada meşale yarışı yapılırdı. Kimin karpuzu devrilmeden en uzağa giderse o kazanırdı.

    Kaybedenler ertesi gecenin ziyafetini üstlenir ya da elbiseyle suya atlamak zorunda bırakılırdı.




  5. Kayıtsız Üye

    ödevime yardımcı oldu



  6. Kayıtsız Üye

    ödev için lazımdı ve buldum çk sağolun



  7. Kayıtsız Üye

    Biraz uzun olmuş ama teşekkür ederim



  8. Kayıtsız Üye

    GÜzel ama daha gÜzel ola bİlİrdİ:d



  9. Kayıtsız Üye

    çok teşşekür ederim hepsini yazdım artık 100 alırım herhalde 100 ümü size helal ediyorum



  10. Kayıtsız Üye

    keşke daha kısa olsaydı ama işime yaradı teşekkürler



  11. Kayıtsız Üye

    teşekkürler



 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Copyright © 2000 - 2014, vBulletin Solutions, Inc