Hoşgeldiniz.

vatan halı bahçe tarla orman ile ilgili haberler, gazete haberleri istiyorum sizden Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın vatan halı bahçe tarla orman ile ilgili gazete
  • 5 üzerinden 3.85   |  Oy Veren: 79      

  1. mertcn1010
    Sponsorlu Bağlantılar


    vatan halı bahçe tarla orman ile ilgili haber

    Sponsorlu Bağlantılar




    vatan halı bahçe tarla orman ile ilgili haberler, gazete haberleri istiyorum sizden


    Paylaş Facebook Twitter Google







  2. Sponsorlu Bağlantılar




    vatan sevgisi hakkında yazı, yurt sevgisi ile ilgili yazılar, vatan sevgisiyle ilgili yazılar

    Vatan; üzerinde doğup büyüdüğümüz, toprağından, suyundan, yeraltı ve yer üstü her türlü zenginliğinden yararlandığımız, havasını teneffüs ettiğimiz toprak parçasıdır.

    Türk ulusunun fertlerini birbirine bağlayan kuvvetli bağlardan biri de yurt birliğidir.

    Her türlü varlığı ve zenginliği ile bizi besleyen yurdumuza bağlı olmamız, onu sevmemiz, sahip çıkmamız gerekir. Bunu atalarımız tarih boyunca yapmış ve bu kutsal toprakları korumak için Çanakkale’de tarihin kaydettiği en büyük kahramanlığı göstermişlerdir.

    Değişik iklim özellikleri, doğal güzellikleri ve tarihî zenginlikleri; çok çeşitli ürünleri, sebze ve meyveleri ile Türkiye’miz, dünyada pek az ülkede bulunan bir zenginliğe sahiptir.
    Bize düsen görev ise mutlu olmamızı sağlayan yurdumuzun değerini iyi bilmektir. Onu korumak için gereken askerlik görevimizi yapmak ve kazancımızın bir kısmını vergi olarak vermektir.

    Ulu Önder Atatürk, yurt sevgisini ve hür yaşamanın güzelliğini su sözleri ile ifade etmiştir: “Yurt toprağı! Sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaiyiz. Fakat sen Türk milletini ebedî hayatta yaşatmak için feyizli kalacaksın. Türk toprağı! Sen, seni seven Türk milletinin mezarı değilsin. Türk milleti için yaratıcılığını göster. Türkiye halkı, mütevazı millî hudutları içinde bütün medenî insanlar gibi tam manâ ve şümulüyle yaşayacaktır.”

    Sonuç olarak sunu söyleyebiliriz ki yurt, hiç bir şeyle değişilmeyecek kadar kutsal bir varlıktır. Büyüklerimiz ne güzel söylemişler, “Ana gibi yâr, vatan gibi diyar olmaz.” diye.

    ...

    Halı-Kilim Sanatı ve Tarihi


    Halı-kilim sanatından söz etmeden önce onun ham maddesinin elde edilmesini sağlayan koyun ve onun ortaya çıkmasını sağlayan sosyal şartlardan söz etmek daha yerinde olur kanısındayız. Çünkü halı-kilim sanatı ile koyunun ehlileştirilmesi, göçebe hayatın şartlarından dolayı çadırların içinin döşenmesi ve çadır için gereken keçenin elde edilmesi arasında yakın bir ilişki vardır.
    Tarihçelere göre Altay bölgesindeki bir yer adından dolayı “Afanasyevo kültürü” denilen kültür alanında, ilk kez at ehlileştirilmiş olup bu bölgede yaşayan insanların da Hunlar olduğu belirtilmiştir. “Hayvan yetiştiren atlı göçebelerin, göç ederken, yük taşıyan hayvanlarca taşınabilecek, kolay nakledilebilen çadırlara ve çadır eşyalarına ihtiyaç vardı. Çadırların tanziminde Avrupa üslubunda mobilyalar tanınmıyordu. Böylece çadırların tanziminde en önemli rolü halılar oynuyordu… Uhlemann’a göre halıcılığın asıl vatanın tam kuru istep bölgeleri olduğunu, Klimatik hususiyetler de ortaya koyar… İstep kuşağının en karakteristik göçebe kavimleri Türk kavimleri olduğu için, halı yapımı ve yayımı bakımından oynadıkları rolün en büyük olduğu yolundaki düşünceler de tabidir. Bu pek çok mütehassısın üzerinde birleştiği bir fikirdir”. Atla beraber koyun bozkır şartlarının vazgeçilmez hayvanıdırlar. At manevra gücüyle yoğun Çin nüfusu karşısında Türklere hayat hakkını sağlarken, koyun da yapağıyla giyinecek ve barınacakları eşyaların yapımına imkan vermiştir. Türkler koyunların yünlerinden keçeler yapmışlar ve koç başlarını da keçelerine, kilimlerine-halılarına vb damga olarak işlemişlerdir. Mesela “… Yenisey’in yukarı akımında ve Uygurlar’dan sonra, bir müddet Moğolistan da yaşayan Kırgızların halıları da keçe cinsindendi. Bunlarda kullanılan bezek motiflerine yerliler koçkardıng müzü (koçların boynuzu) derler". Kazakistan’daki Kazak Türkleri'nin hâlâ keçeden ayakkabı-çizme yaptıklarını ve üzeri koç başlı nakışlarla işlenmiş keçeleri, bütün Türk cumhuriyetlerinde görmek mümkündür. Bunlardan bazı örnekleri de elinizdeki eserde göreceksiniz..

    Yukarıda kısaca değinilen Afanasyevo kültürünün merkezini teşkil eden Bateney kasabası dolayındaki bir kurganda süs eşyalarının yanında koyun ve at gibi hayvanların kalıntılarına rastlanmıştır. Bilindiği üzere at Türkler’de binek hayvanı olmanın yanında en önemli kurban hayvanları arasında da yerini alır. Mesela eski Türkler'in gökyüzü için at, toprak için de koç kurban ettikleri bilinmektedir. Hâlâ Kazakistan’da en önemli kurban hayvanı at olduğu gibi, onun eti koyun, sığır, deve gibi hayvanlara göre daha da pahalıdır.

    Türklerin iç Asya'da yaşadığı bölgeler tarihçiler tarafından “atlı hayvan yetiştiren kültür bölgesi” olarak adlandırılırken bu kültürü ilk Türklerin meydana getirdiği belirtilmiştir. Türk sanatının en önemli üsluplarından biri olan hayvan üslubunun da bu kültürle ortaya çıktığı belirtilmektedir. İfade edilen kültürün önemli araştırmacılarından Menghin’e göre Ural-Altay halklarının dünya tarihinde iki önemli rolleri olmuştur. Bunlardan birincisi hayvan yetiştiricilikleri, ikincisi de devlet kurma becerileridir.

    Dünyada bilenen en eski halı bilindiği üzere Altay bölgesindeki Pazırık kurganında bulunmuştur. Öte yandan bu bölge tarihin bilinen devrinden bu güne kadar Türkler tarafından kullanılan yerleşim yerleridir. Ancak Rus arkeolog Rudenko, Pazırık’da bulduğu halının İran halısı olduğunda ısrar etmiştir. Ondan sonra Pazırık halısı konusunda yazı yazan başka Rus kazıbilimci ve sanat tarihçileri de İran ya da İskit halısı olduğu konusunda çeşitli yazılar yazmışlardır. Ayrıca bölgede eskiden ve günümüzde Türklerin yaşamış olduklarından hiç söz etmedikleri gibi çok uzak bir ihtimal olarak Moğolların ya da Çinlilerin yaşamış olabileceklerini ifade etmişlerdir.

    Bu konuda ilgi çekici bir yaklaşım da UNESCO’dan gelmiştir. Adı geçen kuruluş on beş dilde yayınladığı “Görüş Dergisi”nin on ikinci sayısını (1976) İskitler ile Pazırık halısına ayırmış olup dergide yazı yazanların hepsi Rus ve Ukranya kökenlidirler. Bu dergide yazı yazanlar ne hikmetse, İran, Osset, Altaylılar, Tuva, Kazakistan, Moğol, Çin, Rus, İskit, Ukranya adlardan sıkça söz etmelerine rağmen, Türk kavramını kullanmaktan ısrarla kaçınmışlardır. Adı geçen dergide yalnızca ilk Türk hakanının cenaze töreninde bir örnekle söz edildikten sonra Bizans’tan elçi olarak Avar ve Rumların da bulunmuş olduğu ileri sürülmektedir”, denildikten sonra “cenaze törenine gelenler Pasifik kıyıları, Sibirya ve Orta Asya gibi Türkler’e bağlı olmayan yerlerden gelmişlerdir” denilmektedir. Dergi bütünüyle incelenirse, yazılanların yukarıdaki örnek de olduğu gibi bilimsel anlayışa pek dikkat edilmediği anlaşılacaktır. Mesela bir yerde İskitlerin yurdu Karadeniz’in kuzeyi denirken, bir başka yerde Sibirya’daki İskit eserlerinden ve bir başka yerde de “İskitlerin akrabaları olan Altaylılar” gibi mezarlarını düzenledikleri belirtilmiştir. Ayrıca, "Orta Asya"nın (yani Büyük Türkistan’ın) Türklerle ilgisi olmadığını belirtmiş ve biraz dil coğrafyasıyla ilgili olanları güldürecek seviyede “Altaylıların İskitler gibi Farsça’nın çeşitli lehçelerini konuştukları sanılmaktadır” diye yazılmıştır. Aynı dergide İskitlerin at sırtında silah kullandıkları, tanrılarına özellikle at kurban ettikleri, domuz beslemedikleri, kımız içtikleri, doğuştan çoban oldukları, ölümden sonraki hayata inandıkları, bundan dolayı da mezarlara yiyecek koydukları ve yiğit kişilerin ise mumyalanarak kıymetli eşyalarıyla, atıyla gömüldüğü, koç başlı kapları olduğu, tekerlekli çadırlarda yaşadıkları belirtilmiştir.

    Dünyada bulunan ilk halı örneği Pazırık halısı olduğuna göre, halı-kilim hakkında yazanların Pazırık halısıyla ise başlamalarında yarar vardır. Bilindiği üzere Pazırık yaylası Balıklı Göl yakınlarında Yan Ulagan ırmağı kıyısındadır. Buradaki kurganların birinde çıkarılan ve dünyanın bilinen ilk halısı olarak kabul edilen halı üzerindeki pars damgası ile at, eyer ve pantolonlu süvari resimleri günümüze kadar bozulmadan kalabilmişlerdir. Pars, Kazakistan’ın eski başkenti Almatı’nın ve Tataristan’ın devlet damgası olduğu gibi, Kazakistan’da pantolona “şalvar” denirken, Anadolu’da giyilen şalvar tipine rastlanmaz. Ayrıca insanların kafa tasında olup da eyere benzeyen bir kemiğe Türk eyeri (sella Turcica) dendiğini tıpla az çok ilgilenen herkesin bildiği husustur. Dolayısıyla bir tek eyer ile atlı süvarilerin giyinişleri dahi, Pazırık halısının Türk kültürüyle ilgili olduğunu ispatlama açısından, çok önemli ip uçları vermektedir. Ayrıca eyerin Türk buluşu olması ve atlı kültürün gereği olan giyim biçiminin Fars giyim tarzıyla alakasının olmaması da önemli bir bilgi kaynağıdır. Ancak Rudenko, Pazırık’daki incelemeleri sonucunda şu satırları yazmıştır: “Her halde bu mezar Türk veya Moğol ırkına ait değil, aryani ırktan olan İskitlerindir". Fakat İskitlerin "aryani" bir ırktan olmadıkları, en azından kımız içmelerinden, domuzu topraklarında barındırmamalarından, at kurban etmelerinden ve ölüm ile mezar törenlerinden anlamak mümkündür. Mesela kımızı Türkler ve Moğollar’dan başka bir kavmin içmediği ve onu Batılıların 1944’e kadar tanımadıkları bilinmektedir. Öte yandan İskitlerin Türk olduğu, en azından Türklerin sosyo-kültürel çevresi içinde olduklarına dair eserler aksi görüşteki eserlerden hem daha çok, hem de bu doğrultudaki bilgiler daha tutarlıdırlar. Ayrıca milattan önceki “III. asırdaki Çin vakanüvislerine göre Pazırık havalisinde Hunlar bulunuyorlardı... Pazırık höyüğünün şarkında yaşayan Ürenha Türklerinden Uygur Ondar (onlar) yahut Ondar Uygur Oymağı hâlâ mevcuttur... Hülasa Pazırık harfiyatında açılan mezardaki defin, ayin ve merasimlerini gösteren bütün eserler ancak Türklerin defin, ayin ve merasimlerine ait anane ve adetleriyle izah olunmaktadır. Harfiyattan çıkarılan bütün eserler Türkler’in Orta Asya ve Altay’da kablelmilat devrinde inkişaf ettirdikleri kültürün mahsulleridirler”.

    Kuşkusuz bir kültür unsurunun bir bölgede bulunması o kültür unsurunun o bölgeye ait olacağı anlamını taşımaz. Fakat bulunan kültür unsurunun özellikleri, kollarının daha çok hangi sosyo-kültürel çevrede oluştuğu ile o çevrede neyi ifade ettiği, bir kültür unsurunun hangi bölgenin ya da sosyo-kültürel çevrenin eseri olduğu hakkında önemli ipuçları verir. Mesela antropologlar arasında, bir kültür unsuru daha çok nerede bulunuyor ve sosyo-kültürel hayat açısından önemli anlamlar taşıyorsa, o kültür unsurunun oranın eseri olduğu hakkında yaygın bir görüş vardır.

    Pers hakanlığına ait en eski vesikalar M.S. VIII. yy.’dan kalmadır. Ayrıca İran kültürü konusunda görüşleri -genelde- dünyaca kabul gören Spiegel, Kremer ve Geiger gibi uzmanlar “halıcılığın Perslerde autochthon (esas, asıl, otantik, esas yerli) bir şey olmadığını söylerler”. Ancak Piotrovsky, Pazırık’ta bulunan halıdan "ünlü İran halısı" olarak söz ettikten sonra, Altay dağlarında bulunan keçelerde Çin, İran ve İskit etkisinin görüldüğünü belirtir. Gryaznov’da "... Orta ve Güney Kazakistan’da Altayların batı yörelerinde ve Tuva’da İskitlerin dönemine ait eserler ele geçirilmiştir” dedikten sonra, İskit Sibirya hayvan sitilinin Tuna boylarından Çin seddine kadar geniş bir alanda görüldüğünü belirtir. O halde İskitlerin yaşadığı bölgeler tarihin bilinen devrinden beri Türklerce meskun yerler olup, hâlâ Türkler Kazakistan, Tuva ve Altaylar’da yaşamaktadır. Ayrıca uzmanlık alanları Hun, Çin ve Moğol tarihi olan tarihçiler tarafından Altay bölgesi, yaygın kabule göre Türklerin ilk yurtları olarak ifade edildiğine göre, problemin olmaması gerekir.

    Vambery 1863 yılında Hive, Tahran, Buhara gibi bölgelerde yaptığı seyahatler hakkında bilgiler verirken halı ve keçe imalatının Türkmenler tarafından yapıldığını zikrederek nakışların işlenişini şöyle anlatır: “Bir kadın dokunulması istenen nakışların örneklerini kum üzerine parça parça çizer, işçilerde bu örneğe bakarak halıyı dokurlar". Halı sanatının doğduğu coğrafya Türklerin yaşadığı alanlardır. Halı hakkında yapılan yüzyıla yaklaşan çalışmaların halı sanatının bütün dünyaya Türkler tarafından tanıtıldığını ortaya koymaktadır. Pazırık halısından önce bulunan ve VI. yy. ait olan halı da Doğu Türkistan’da bulunmuştur. İslam ülkelerine ise halı, Selçuklular tarafından tanıtılmıştır. Pazırık’da bulunan düğümlü halı da bilim adamları tarafından “Türk Düğümü" olarak bilinen "Gördes Düğümü” ile dokunmuştur. Ayrıca düğümlü halı tekniği ilk defa İç Asya’da kullanılmıştır. Bu nedenle bazı eserlerde düğümlü halıların Türk tarihiyle yakın ilgisi olduğu belirtilir. Sanat tarihçilerinin belirttiğine göre, "İran Düğümü" “asimetrik” Türk düğümü ise “simetrik” tir. Dolayısıyla Pazırık halısındaki düğümlerin de simetrik olması, bu halının Türk halısı olduğu, en azından İran halısı olmadığı hususunda önemli bir belge olması gerek.

    Bilindiği üzere Pazırık halısında ve günümüzdeki Türk cumhuriyetlerinde dokunan halı-kilimlerdeki hakim unsur hayvan damgalarıdır. Hayvan damgası ise konunun uzmanları olan Menghin, Kopper, Grousset, Rasonyi, Barovka’ya gibi tarihçilere göre “göçebe kültür” alanından kaynaklanmış tır. Bu kültür çevresinin merkezini ise Hakas, Tuva ve Altay özerk cumhuriyetleri’nin olduğu coğrafya teşkil etmektedir.

    L. P. Kyzlassov, K. F. Simirov, Kisselev ve Griaznov gibi Rus bilim adamları da Rudenko’nun görüşlerine karşı çıkarak, Pazırık’da bulunan halının İran halısı olduğuna dair görüşlere itiraz etmişlerdir. Sanat tarihi uzmanlarından K. Erdman da önceleri Pazırık’da bulunan halının Türk halısı olduğu konusunda kuşkular taşımış olsa da en son yazdığı eserde bu halının “Türk ilmiğiyle dokunmuş” olduğunu kabul ederek, Pazırık halısının Türk halısı olduğu görüşünü savunmuştur. Diyarbekirli’ye göre de “Pazırık halısı Altaylarda yaşayan Hun topluluklarının bir nevi maddi değerlerinin aynası olarak karşımıza çıkmaktadır”.

    Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, İran üslubunda hakim olan unsur bitki damgasıdır. Türk üslubunda ise koç başı ve soyut damgalar esastır. Öbür yandan burada sunulan fotoğrafların hiç biri özel bir çabayla aranmamış, yol rast gele çekilmişlerdir. Bu fotoğraflar Pazırık halısı ve halıcılık tarihi konusunda sanırız önemli bilgiler vermektedir. Mesela Pazırık halısındaki hakim damgaları, araştırma alanımızda yalnızca halı-kilimlerde değil, bir evin dış duvarında, kağıt paralarda “ortak çekiçlerin” arasında, bir mezar taşında, hatta tuvaletlerin tavanlarında veya duvarlarında görebilirsiniz. Bu konuda elinizdeki eserde sanırız yeterince örnek bulabilirsiniz. Dolayısıyla bu konuda düşünenlere Altaylar’dan Van’a, Hakkari’ye oradan da Adana’ya Bergama’ya, Çanakkale’ye ve Edirne’ye kadar olan bir coğrafyada yaşayan insanlar arasında alan çalışması yapılarak tespit edilen fotoğrafların, çoğunun benzer değil, aynı olmaları önemli bilgiler ifade etmesi gerekir. Ayrıca bu kadar geniş bir alandaki insanların yüzyıllarca aynı damgaları işlemeleri, Pazarık halısını hiç görmeyen adını dahi duymayan insanların, o halıdaki damgaları mezar taşlarına, iş ve eğlence yerlerine, halı-kilimlerine hatta Lenin’in heykeline işlemeleri, düşünen insanlara bir anlam ifade etmesi gerekir kanısındayız.
    ...

    Bahçe ile ilgili bilgi

    Bahçe Alm. Garten, Fr. Jardin, İng. Garden. Çiçek, meyve ve süs ağaçları gibi bitkileri; süs veya ticaret maksadı ile yetiştirmek için, parklardan küçük olan ve bahçe mimarisi planlamasına göre yapılan etrafı çevrili yerler. Bahçeler kurulma maksatlarına göre, tarım, süs, botanik, zoolojik diye çeşitlere ayrılırlar. Tarım bahçesi; içerisinde sebze ve meyve yetiştirilen bahçelerdir. Süs bahçeleri; bunlar özel ve genel olurlar. İnsanların dinlenme ve gezinti yeridir. İçerisinde her zevke hitab eden çiçek ve ağaçlar vardır. Botanik bahçeleri; çeşitli bitkiler üzerinde ilmi araştırma ve inceleme yapmak üzere kurulmuş zoolojik bahçeler. Bu çeşit bahçelerde bitki ve hayvanlar bir arada yetiştirilir.

    Bahçe tesisinde yapılacak ilk iş, toprağın tesviye edilmesidir. Yüksek yerler kazılır, çukurlar doldurulur, meyiller düzeltilir ve büyük taş parçaları toplanır. Sonra; toprak, derince krizma (belleme) yapılır veya sürülür. Toprağın ve yetiştirilecek bitkilerin çeşidine göre bahçede kullanılacak, çiftlik gübresinin mikdarı hesab edilerek, gübreleme yapılır ve tırmıkla karıştırılır. Böylece toprak, ekim ve dikime hazır bir hale getirilmiş olur.

    Ev, villa veya ticari bahçe gibi, bahçe şekillerinden, hangisine karar verilmiş ise, ona göre bahçe planı yapılır. Bahçe planı yapılırken, toprak durumu, iklimi, toprak altı su seviyesi, bitki hastalıklarına dayanıklılık ve sulama gibi durum ve imkanlar göz önünde bulundurulur. Aynı türden olan bitki çeşitlerinin, birbirlerini dölleyebilmesi için, aynı zamanda çiçek açanlarının olması gerektiği dikkate alınmalıdır.

    Ağaçlar uzun ömürlü olurlar. İlerideki yıllarda alabilecekleri taç büyüklükleri, düşünülerek, aralarındaki dikim mesafesi ona göre tanzim edilir. Ağaç fidanları dikilirken, kare, dikdörtgen, üçgen veya santraçvari (her taraftan aynı hizada görülmesi) sistemlerden birisi uygulanır. Bunun için, ip ele alınır; verilecek mesafeler ip üzerinde işaret edilerek, ip gerilir ve fidan çukurları, ipteki işaret yerlerine kazılır.

    Bahçe tesis edildikten sonra, sulama, toprak işlemesi, yabancı otlardan temizlenmesi, budama, aşı ve hastalıklarla mücadele yapılır. Bu gibi, bakım işlerine zamanlarını geçirmeden, gerekli zamanlarda bakılmalıdır.

    Bahçenin etrafı duvar, tel örgü veya çitle çevrilir. Çit bitkileri; dikenli, sık dallı, gelişmeleri kuvvetli ve budamaya dayanıklı olmalıdır. Aynı zamanda, bahçedeki kültür bitkilerine, zararlı olabilecek hastalık ve zararlı böceklere, barınaklık yapamıyacak olanlarından seçim yapılmalıdır.

    Memleketimizdeki bahçelerde en çok yetiştirilen süs ağaçları ve çiçekler:

    Zarif kriptomerya çamı: Çabuk büyüyen bir bitkidir. Sonbaharda yaprakları pas kırmızısı, yazın yeşil renktedir. Bahçelerin çim parsellerine dikilir.

    Japon kriptomerya çamı: Piramit biçimi alarak çabuk büyüyen bir ağaçtır. Kışın yaprakları daha canlı bir görünüştedir. Karaçam, kızılçam, porsuk çamı, montereçamı, ladin ve sedir gibi çam çeşitleri, bilhassa Marmara, Ege, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerindeki bahçeleri süslerler.

    Diğer süs ağaçları:

    Tüysüz yapraklı yemişgen: Yaprakları geniş ve çok parlaktır. Marmara bölgesindeki bahçelere çok dikilen bir bitkidir.

    Ligustrumlar: Sarkık dallı ligustrum, parlak yapraklı ligustrum, altuni Japon ligustrumu ve oval yapraklı ligustrum gibi çeşitleri vardır. Ligustrumlar yaprak ve çiçekleriyle güzel manzara yaparlar. En çok Marmara ve Ege bölgesi bahçelerinde yetiştirilir.

    Cehri ağacı: Yaprakları oval, sert ve parlaktır. Çiçekleri salkım halinde, yeşil ve çok kokuludur. Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerindeki bahçelerde yetiştirilir.

    Kaymak ağacı: Daimi yeşil bir ağaçtır. Yaprakları sert, parlak ve kurşunidir. Güneşli yerleri sever. Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde yetiştirilmeye elverişlidir.

    Defne ağacı: Yaprakları yeşil, az parlaktır. Yurdumuzun ılıman iklim bölgelerinde yetiştirilmektedir.

    Büyük çiçekli manolya: Daimi olarak yeşil haldedir. Uzun ömürlü, zarif, bal çiçekli, çiçekleri kokulu ve yapraklarının güzelliği ile bütün bahçelerde bulunması istenen bir bitkidir. En çok İstanbul bahçelerinde yetiştirilmektedir.

    Gül: Yeryüzünde 25 bin kadar çeşidi vardır. Deniz seviyesinden itibaren 3500 m yüksekliğe kadar iyi gelişme ve yetişme imkanına sahiptir. Memleketimizin hemen hemen her tarafında yetişir. En fazla Anadolu’nun Göller Bölgesi denilen Isparta ve dolaylarında yetiştirilmektedir.

    Karanfil: Türklerin milli çiçeğidir. Hemen bütün dünyada bir çok ailenin geçimini temin eder. Doğu Anadolu hariç, memleketimizin her yerinde yetiştirilmektedir. Çiçekleri, kırmızı, hafif pembe, sütbeyazı ve altın sarısı renginde olan çeşitleri vardır.

    Nilüfer: Bahçelerde; havuz kenarlarının süslenmesinde kullanılır. Bir çeşit su çiçeğidir. Gösterişli yaprak ve çiçekleri vardır. Beyaz, sarı, pembe, kırmızı ve mor renkte olan çeşitleri çoktur. Memleketimizde, ılıman iklimli yörelerde yetişir (Bkz. Nilüfer).

    Kasımpatı: Bahçelerde kenarlara, duvar diplerine ve ağaçcıklar arasına dikilerek, süslemede kullanılır. Japonların milli çiçeğidir. Çiçekleri; beyaz, krem, sarı, mor, bronz ve pembe kırmızısı renklerde olan çeşitleri vardır. Memleketimizde don tehlikesi olmayan yerlerde yetiştirilmektedir.

    Bunlardan başka bölgenin iklimine göre bahçelerde çok çeşitli çiçekler yetiştirilmektedir.




  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Copyright © 2000 - 2014, vBulletin Solutions, Inc