Hoşgeldiniz.

Türkiyenin Bölgesel Kalkinma Projeleri [SIZE=2px]TÜRKİYEDEKİ BÖLGE KALKINMA PROJESİ DENEYİMLERİ* GİRİŞ Bilindiği üzere, bölge kavramı dünyada olduğu gibi, ülkemizde de homojen anlama sahip bir kavram değildir.
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 1      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Türkiyenin Bölgesel Kalkinma Projeleri

    Sponsorlu Bağlantılar




    Türkiyenin Bölgesel Kalkinma Projeleri

    [SIZE=2px]TÜRKİYEDEKİ BÖLGE KALKINMA PROJESİ DENEYİMLERİ*
    GİRİŞ
    Bilindiği üzere, bölge kavramı dünyada olduğu gibi, ülkemizde de homojen anlama sahip bir kavram değildir. Bölge; bir kent içindeki değişik arazi kullanılışlarını gösterebildiği gibi, Avrupa Birliği örneğinde olduğu üzere, ulusların bir araya gelmesiyle oluşan birlikleri de ifade edebilmektedir. Fakat, konumuzla ilgili olarak kullanılacak bölge tanımı, ülkenin alt bölümlerini ifade eden ve Türkiye örneğinde görüldüğü şekliyle birkaç ilin bir araya gelerek oluşturduğu bütünlükleri tanımlamaktadır.
    1960’lı yıllar dünyada refah anlayışının yerleştiği, özellikle üçüncü dünya ülkelerinin gelişmelerinin kalkınma planlarının yönlendiriciliğinde arandığı ve bunun paralelinde bir kalkınma iktisadı kuramının geliştiği bir dönem olmuştur. Bölge planlaması da bu genel yaklaşımın doğurduğu bir alt planlama kategorisi şeklinde doğmuştur.[1] Bölge planlaması, hazırlandığı bölgenin ekonomik, fiziki, sosyal ve kültürel kaynaklarını en verimli şekilde değerlendirmek ve bunların uzun dönem içerisinde gelişmelerini sağlamak amacını taşırlar.[2] Ancak ne var ki; kalkınmada bölge şeklinde ifade edilen alan veya coğrafya boyutunun önemi ilk bakışta sanıldığı ölçüde herkesçe kabul görmemektedir. Özellikle, planlı kalkınmanın bölünmüşlükle değil, tek merkezden yapılacak düzenlemelerle gerçekleştirilebileceği sık sık gündeme getirilmekte ve bölge ölçeğindeki planların, planlamanın birliğini bozabileceği öne sürülmektedir. Oysa ki gelişme, coğrafi boyutlardan soyutlanarak ele alınabilecek bir olgu değildir. Fakat kuşkusuz ki, mekan saplantısına takılıp kalmak ve coğrafya altındaki toplumsal gerçekleri görmezden gelmek de doğru bir yaklaşım değildir.
    Toplumların sosyo-ekonomik çeşitliliği coğrafi mekanlarda da yansımasını bulmaktadır. Bu farklılaşma özellikle az gelişmiş ülkelerde bölgelerarası ekonomik ve sosyal dengesizliği bir sorun olarak ortaya çıkarmaktadır. Ülkemiz de bölgelerarası dengesizliği ekonomik, politik ve sosyal boyutlarıyla bir sorun olarak yaşamaktadır. Bu meselenin çözümüne yönelik olarak, özellikle 1960lı yıllarda bölge planlaması yapılması konusundaki siyasal isteklerin oldukça canlı olduğu söylenebilir. DPT öncesi dönemde İmar ve İskan Bakanlığınca yürütülen bölgesel planlama çabaları 1958 yılında yürürlüğe giren 7116 sayılı İmar Bakanlığının Kuruluş Kanunu içindeki bölge planlaması ile ilgili hükümlerde yasal dayanağını bulmakta idi[4]. Bölgesel planlama, 30 Eylül 1960 tarihinde DPTnin kurulmasıyla farklı bir boyut kazanmış ve kurumsallaşma çabaları ön plana çıkmıştır. 91 Sayılı Devlet Planlama Teşkilatı Kuruluş Kanununun 7. maddesi gereğince, bölge çapında gerekli etütleri yapmak, uzun ve kısa vadeli plan ve programları hazırlamak görevi bu kuruluşa verilmiştir. Kaynakların bölgelerde milli plan hedeflerine en uygun şekilde dağıtılmasını gerçekleştirmek ve ilgili koordinasyonu sağlamak üzere de DPT içinde bir bölgesel planlama bölümü oluşturulmuştur.
    İlk olarak 1950li yıllarda başlanılan bölge planlaması çalışmaları, pilot bölgeler için hazırlanmış ve bölgeyle ilgili farklı meselelere çözüm getirmeyi amaçlamıştır. Çalışmamızda, DPTnin kuruluşu öncesi ve kurulmasını müteakip yıllarda hazırlanmış 13 bölgesel kalkınma projesi deneyimi bir arada incelenmiştir. Kronolojik sıra, planların ele alınma biçiminde azami ölçüde belirleyici olmuş ancak, Çukurova Bölge Projesi ile ilgili bölümde görüleceği üzere, aynı bölge için farklı yıllarda hazırlanan bölge kalkınma projelerinin aynı bölümde ele alınması ve karşılaştırma yapılması yoluna da gidilmiştir. Sonuç bölümünde ise, DPT öncesi ve sonrası dönemde hazırlanmış olan projelerin ortak yönleri ortaya çıkarılmaya çalışılmış ve projelerin genel bir değerlendirmesi yapılmıştır.
    1. KÖYCEĞİZ-DALAMAN PROJESİ
    Bu kapsamda ele alınacak en erken örnek Köyceğiz-Dalaman Projesi olduğu ifade edilebilir. 1957 yılında Türkiyenin güney batısındaki illerde yaşanan deprem, buradaki birçok yerle birlikte, özellikle Köyceğiz ve çevresinde de büyük hasarlara sebebiyet verdi. Bunun sonucunda, şehrin yeniden kurulması için bir yer seçimi problemi ortaya çıktı. Bu problemin bölgesel planlamaya uygun bir şekilde, bölgesel bağlantılar yönünden ele alınması uygun bulundu. Ancak daha sonra bu düşünceden vazgeçildi.
    1958 yılında OECD, İtalyada Sardinia ve Yunanistanda Spirus için Akdeniz ülkeleri için örnek olacak bölgesel kalkınma çalışmalarına girdi. Bu projelere paralel olarak üçüncü bir örnek proje olarak da, Türkiyede Köyceğiz seçildi.[6] Bu plan, Türkiyede hazırlanan ilk bölge planı olarak kabul edilmektedir.
    Bu üç projenin de amacı, bir bölgesel kalkındırmanın ötesinde, örnek olarak seçilen bölgeleri bir laboratuar olarak kullanmak, belirli bir bölge ve toplum için en uygun kalkınma metotlarını araştırıp uygulamak ve elde edilen sonuçları benzer şartları olan diğer bütün bölgelerde kullanmak olarak formüle edilmiştir.
    Çalışmalara, Tarım Bakanlığı, DSİ, Orman Genel Müdürlüğü, Turizm Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü, İmar ve İskan Bakanlığı ve UNESCO katılmıştır. Birçok kuruluş arasında organizasyona gidilmesine rağmen, çalışma sonuçları uygulanamamıştır. Çalışmalar DPTnin kurulmasından bir süre sonra durdurulmuştur.
    Sonraki yıllarda Köyceğiz ve Dalamanda yeni bir planlama denemesi daha yapılmış olmasına karşın, alanın küçüklüğü, denemenin Türkiye ekonomisi ve planlaması için önemli hale gelmesini önlemiştir.
    2. DOĞU MARMARA PLANLAMA PROJESİ
    Doğu Marmara Planlama Projesi her ne kadar 1963 yılında tamamlandı ise de, çalışmaların büyük kısmı plan öncesi dönemde yapılmıştır.[9] Plan, daha çok, bir anakent planlama çabasının ürünü olmuş ve İstanbulun büyümesinin kaçınılmaz olduğu ve özendirilmesi gerektiği noktasından yola çıkmıştır. Gelişmenin yavaşlatılması, ülke kalkınmasını yavaşlatabilir diye düşünülmüştür. İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Bursa, Balıkesir, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli ve Çanakkaleyi için alan bu bölgede, öncelik ilk dört ile verilmiştir.
    Planın getirdiği öneriler kısaca şu şekilde sıralanabilir:
    1. Bölgede daha sık ve yoğun bir yerleşmeye gerek vardır. Daha düşük yoğunluk, su, enerji, kanalizasyon ve ulaşım gibi temel hizmetlerin mal oluşunu yükseltir.
    2. 1960ı izleyen 1020 yıl içinde, İstanbulun Avrupa yakasının değil, fakat Anadolu yakasının gelişmesine ağırlık verilmelidir. Çünkü, Avrupa yakasında gelişme, köprü, tünel ve yol gereksinmesini kaçınılmaz olarak arttırmaktadır.
    3. İstanbuldan 100-150 kilometre doğuda, İzmit-Adapazarı arasında, büyük bir endüstri bütününün geliştirilmesi özendirilmelidir.
    Sanayinin, Derince-İzmit ve Adapazarını içine alan bir koridora kaydırılması üzerinde durulmuştur. Bahsi geçen planın hazırlıkları İmar ve İskan Bakanlığınca yürütülmüştür.
    Hazırlanan plan 1963 yılında tamamlanarak sorumlu sektör kuruluşlarına ve DPTye sunulmuştur. Bu plan, hiçbir kuruluş tarafından onanarak yürürlüğe konulmamış ancak daha sonra yapılacak daha ufak ölçeklerdeki fiziki plan çalışmalarına yol gösteren bir doküman olarak kalmış ve uygulanamamıştır.
    3. ZONGULDAK PROJESİ
    Zonguldak, bilindiği üzere, ülkenin kömür, demir ve çelik üretiminin büyük bir bölümünün yapıldığı ilimizdir. Karabük ve Ereğli önemli ağır sanayi merkezleridir. Zonguldak için hazırlanan plan, nüfus artışı ve kalkınma hızı arasında bir bağlantı kurmayı, bölgedeki altyapıyı geliştirmeyi, gelir farklılaşmasını azaltmayı, kentleşmeyi ve tarım dışı iş olanaklarını özendirmeyi ve kamu kesimi ile özel kesim yatırımları arasında denge sağlamayı amaçlamıştır. Bu amaçları gerçekleştirmek için, bölgenin, balıkçılık, madeni eşya sanayii, kunduracılık, mobilyacılık, çimento ve yapı gereçleri gibi sanayi etkinliklerinin geliştirilmesi öngörülmüştür.
    1963-1964 yıllarında sürdürülen Zonguldak Bölge Planlama çalışmalarının yapılması için özel bir örgüt kurulmuş değildir. Proje, İmar ve İskan Bakanlığı elemanlarınca, zaman zaman yapılan ziyaretlerle yürütülmüştür. Bununla birlikte, 1971 yılında, Zonguldak anakent planı içinde bulunan dört belediye (Zonguldak, Kilimli, Çatalağzı ve Kozlu), Belediye Kanununun ilgili hükümleri uyarınca, aralarında ülkemizdeki ilk anakent yönetim örneğini kurmuşlardır.[12] Ancak, tüm bu gelişmelere rağmen, Zonguldak Projesinin uygulanması mümkün olmamıştır.
    4. ANTALYA PROJESİ
    Antalya Bölgesinde; Antalya, Isparta ve Burdur illerini içine alan ve DPTnin yönetiminde, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Kalkınma Fonu ile Dünya Tarım Gıda Örgütünden (FAO) sağlanan parasal yardımlarla 1959 yılında başlanılan planlama çalışmaları, Akdeniz Kalkınma Projesi adı ve anlayışı içinde, teknik yönden bağımsız bir ekip tarafından hazırlanmış ve 10 yıllık bir sürede uygulanacağı öngörülmüştür. Proje; bölge ekonomik kalkınma programının hazırlanmasına temel olacak çalışmaları yapmak, Türkiyede ve Akdeniz çevresindeki diğer bölgelerde ele alınacak aynı tip kalkınma programlarının yapılması ve gerçekleştirilmesi için tecrübe kazanmak ve Türk elemanlarının bu konularda yetiştirilmelerini sağlamak üzere, bir pilot proje hizmeti görmeyi amaçlamaktaydı.
    Antalya Bölgesinde yapılan çalışmaları; Akdeniz Kalkınma Etüdü (1959), D.S.İ. Antalya Havzası Keşif Raporu (1960) ve TC/FAO Bölge Planlama Projesi, Antalya Bölgesi Yatırım Öncesi Araştırması (1962) safhaları olmak üzere başlıca üç ana bölümde incelemek mümkündür;
    Akdeniz Kalkınma Etüdünün ilk hedefleri; arazi toplulaştırılması, arazi ıslahı ve bilhassa orman köylüsünün iskan problemi olarak belirtilebilir. D.S.İ.nin raporu ise, toprak ve su kaynaklarının en iyi şekilde gelişmesini sağlayacak tesislerin tespit ve inşasına geçmek için yapılan keşif, planlama ve uygulama safhalarını içermekteydi. FAOnun araştırmasında, üç vilayetin tamamını kapsayan planlama bölgesi; sahil, dağlık, batı yaylası ve göller olmak üzere dört alt bölgeye ayrılmıştı. Bu araştırmaya göre, ilk bakışta göze çarpan uygulama zorlukları; arazi mülkiyetinin düzensizliği ve bunun giderilmesinin uzun zamana ihtiyaç gösteriyor olmasıydı. Ayrıca, çeşitli sektör çalışmalarının birbirleri ile gerekli ölçüde bağlantılı olarak geliştirilememiş olması da raporda belirtilen bir diğer unsurdu.
    İmalat sanayii, turizm, ticaret, sulama, tarım, ormancılık, istihdam gibi konuları kapsayan çalışmalar arasında bir bütünlük sağlanamayan proje uygulanamamıştır.
    5. *ÇUKUROVA BÖLGESİ PROJESİ
    Çukurova Bölgesi, ülkenin farklı bölge planlaması çabalarına sahne olmuş ender yörelerden birisidir. Bölgenin kolay okunabilir coğrafyası, ekonomik dinamizmi, hızlı nüfus artışı ve hızlı kentleşmesi gibi etmenlerle değişik zamanlarda planlamadan sorumlu birimlerin ilgisini çekmiştir.
    Çukurovada ilk bölge planı 1960lı yılların başında sürdürülmüş ve 1970de sonuçlandırılmıştır. İkinci bölgesel yaklaşım ise 1980li yılların ikinci yarısında başlatılmıştır ve günümüzde de uygulama aşaması sürdürülmektedir. Bu iki çalışma yaklaşık 17 yıllık ara ile gerçekleştirilmiştir. Bu süre içinde aynı bölge için getirilen yaklaşımların önemli ölçüde farklılaşması ilgi çekicidir. Bununla birlikte; aralarında belirli benzerlikler de bulunmaktadır. Örneğin her ikisi de Devlet Planlama Teşkilatı tarafından yaptırılmış, dış kaynaklarla finanse edilmiş ve nihayet her ikisi de yabancı danışmanlık firmalarınca gerçekleştirilmiştir.
    Birinci deneyim Çukurova Bölge Planı adını taşımaktadır. İkincisi ise Çukurova Bölgesi Kentsel Gelişme Projesi olarak adlandırılmaktadır.
    5.1 Çukurova Bölge Planı (1970)
    İlk deneyim bölge planlama ve programlama açısından daha klasik yaklaşımları sergilemektedir. Planlama üç aşamalı olarak elde edilmiş ve sunulmuştur. Önce bölgenin genel yapısı ortaya konulmuş, Plan Raporda ki orijinal ifade ile, Çukurovanın portresini çizmiştir. Buna dayalı olarak elde edilen ve Adana, İçel ve Hatay illerini kapsayan Bölge Planında ekonomik sektörler için genel gelişme hedefleri konulmuş ve bunun sonucu olarak bölgesel arazi kullanımı önerileri getirilmiştir.
    1970 yılında sonuçlandırılan planın başlangıç çalışmalarını; yer küreye ilişkin veriler ve bölgesel arazi kullanımı ile insan gücü kaynakları da dahil kaynak analizlerini içeren bölgesel profilin çıkarılması oluşturmuştur. Ekonomik ve demografik gelişme tahminleri ve hedefleri bu profile dayandırılmıştır.
    Genel olarak değerlendirildiğinde, 1970 planı tarımsal gelişmeye ağırlık vermiştir. Bölgenin ürün deseni çıkarılmış ve bunun gelişmesi için neler yapılması gereği tüm ayrıntıları ile anlatılmıştır.
    Tüm bu çabalara karşılık, 197 projesi uygulamaya geçirilememiştir. Plan öngörüsü yatırımların ülke kalkınma planında yer ve öncelik alması, bunlara ödenek ayrılması, bölgesel gelişme için örgütlenmeye gidilmesi, plan kararlarının ve bunlara dayalı yatırımların izlenmesi gibi konularda önemli darboğazlar yaşanmıştır. Yatırımların programlanması bir plan bileşeni olarak görülmesine karşın, bunlar paket haline getirilememiştir.
    Özellikle mali konulardaki yetersizlik, plan öngörülerinin sahipsiz kalışı, Bölge Planını yaptıran kuruluş içinde bile örgütlenmeye gidilememesi ve plan kararlarının daha alt ölçeklere yansıtılamaması uygulamayı önlemiştir. Planlamada son derece ayrıntılı mali ve ekonomik analizler yapılmasına ve finansman ihtiyacının tespitine karşın, bu yatırımları gerçekleştirmek için gerekli kaynak özel kesim ve kamu kesimince bulunamamıştır. Bir diğer önemli etmen, bu yatırımları gerçekleştirecek ve destekleyecek birimlerin belirsizliği olmuştur.
    Özetle Birinci Çukurova Bölge Planı bölge geneli için net ve ayrıntılı kararlar üreten bir yaklaşım olmuştur. Plan kararları paket haline gelememiş ve kalkınma planlarında gerektiği gibi yer alamamıştır. Diğer bir deyimle, ülke kalkınma planı ile bütünleşememiştir. Plan örgütlülüğü sağlanamamış ve sonuç olarak uygulama sahipsiz kalmıştır.
    5.2 Çukurova Metropoliten Bölgesi Kentsel Gelişme Projesi (1987)
    Bölgede yapılan ikinci çalışma olan Çukurova Metropoliten Kentsel Gelişme Projesinde ise özellikle kentsel sektörler ağırlık kazanmıştır.
    İkinci yaklaşımda ağırlığın tarım sektöründen ve dolayısıyla kırsal kesimden kentsel kesime kayması ülkede yaşanan hızlı kentleşmeye koşut olarak kentsel sektörlerin ön plana çıkmasına bağlanabilir.
    Çukurova Kentsel Gelişme Projesinde her şeyden önce yatırımlar hem fiziki boyut ve özellikleri ile hem de mali yönleri, insan kaynağı ve organizasyonel boyutları ile ele alınmıştır. Bu nedenle fiziki projeler ve destek hizmetler olarak iki ayrı sektörde çalışmalar yapılmıştır. Yatırım gerektiren fiziki projelerin tanımlanması ve öncelik sıralamasındaki mekansal endişeler ön plana çıkmış, bölgesel irdeleme ve karar alma süreci de bu aşamada gerçekleşmiştir. Destek çalışmalarda ise yerel yönetimlerin örgütsel yapısının ve insan gücü kaynağının geliştirilmesi, mali güçlerinin arttırılması, kullanıcıların ödeme gücüne uygun proje seçimi ve yatırımların geri dönüşünün sağlanması gibi temel konular ön plana çıkmıştır.
    Konut ve alt yapı sektörlerinde kentsel büyümeye koşut olarak ortaya çıkacak talep ve yatırım miktarlarının belirlenmesi çalışmaya mekansal boyut kazandırmıştır. Önce Çukurova Bölgesinin profili ortaya çıkarılmış ve gelişme dinamikleri saptanmıştır. Mevcut ve devam eden yatırımlar, sektörel gelişme eğilimleri dikkate alınarak ilk deneyimde de olduğu gibi Bölgesel Gelişme Perspektifi oluşturulmuştur. Bölge bazında nüfus ve işgücü tahminleri yapılarak farklı yerleşmelerde kentsel hizmetlere olan talep bulunmuş ve bunlar daha sonra Arazi Bütçelemesi”ne esas olmuştur. Bu noktada, ilk deneyimde yapıldığı gibi fikir edinmek amacıyla ikinci deneyimin öngörüleri de gerçek dünya değerleri ile karşılaştırılmıştır.
    Çukurova Kentsel Gelişme Projesi kapsamında kalan Adana, Mersin, İskenderun, Tarsus ve Ceyhanda ise söz konusu bütçenin nasıl bir arazi kullanımı deseni ile rasyonalize edileceği daha ayrıntılı çalışmalarla araştırılmış ve sonuçlar, arazi kullanımı ile şematize edilmiştir.
    Tüm yatırım projelerinin seçimi, öncelik alması ve boyutlandırılması; yerel yönetimlerin bir olabilirlik etütü sonucunda karara bağlanabilmiştir.
    Çukurova Kentsel Gelişme Projesinde; sermaye yatırımları olarak öngörülen projeler proje kentlerine göre değişmektedir.
    Konut sektörüne ilişkin olarak; Adanada, Mersinde, İskenderunda ve Tarsusta Yeni Kentsel Gelişme Alanları , İmarsız Konut Alanları Islahı ve Yönetimi Programları, Ceyhanda ise sadece Yeni Kentsel Gelişme Alanları Programları geliştirilmiştir.
    Kentsel alt yapıya ilişkin olarak; Su Temini Projeleri; Adana, Mersin, Tarsus ve Ceyhanda, Kirli Su Arıtma Projeleri; Adana, Mersin, Tarsus, İskenderun ve Ceyhanda, Yağmur Suyu Drenajı Projeleri; Adana, Mersin, Tarsus, İskenderun ve Ceyhanda, Katı Atık Projeleri; Adana dışındaki dört belediyede Katı Atık Yönetimi projeleri, Yol ve Kavşak Düzenlemesi Projeleri de; Ceyhan dışındaki dört belediyede üretilmiştir.
    İkinci Çukurova deneyiminde; ilkinden farklı olarak hemen her yatırımın finansmanı sağlanmış ve alınan kararlar bir öneriler dizini olmak yerine, eylem programlarını oluşturmuştur. Proje uygulamasında dış kaynaklı finansmanın yanı sıra, merkezi yönetimin ve yerel yönetimlerin kaynakları da kullanılmıştır. Proje sahibinin Devlet Planlama teşkilatı olması merkezi kaynakların projeye tahsisinde kolaylıklar sağlamıştır. Bu nedenle ikinci yaklaşım, bölge planlamasından çok, adına uygun biçimde Kentsel Geliştirme Projesi Niteliği kazanmıştır.
    Kentsel yatırımların önceliklerinin saptanması, alt yapı kullanım ilişkilerinin kurulması, mühendislik projelerinin bu ilkeye göre boyutlandırılması ve yatırımların geri dönmesi konularında Türkiye’de pek yaygın olmayan yaklaşımlar Çukurova projesi ile gündeme gelmiştir.
    Bu yeni yaklaşım ile yerel kaynakların eritilmemesi amaçlanmış ve götürülen hizmetin bedelinin alınması sağlanarak yerel kaynakların gelecekte yeni yatırımları yaratabilecek biçimde geliştirilmesi hedeflenmiştir.
    Sonuç olarak bu iki deneyim değerlendirildiğinde, ikinci Çukurova planlamasının örgütlenme düzeyi ilkine göre çok daha gelmiştir. İkinci Çukurova pratiğindeki örgütlenme biçimi günümüz GAP Bölge Kalkınma İdaresinin ilk nüvesine de örnek olmuştur.
    İki deneyimin karşılaştırılmasında, yerel birimlerin bölgesel karar alma sürecindeki konumları, rolleri ve yükümlülükleri bir diğer tartışmayı açmaktadır. Çukurovada ki her iki planlama da merkezi hükümet birimleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Türkiyede bölge planları merkezi otorite tarafından elde edilmektedir. Hemen hiçbir karar alma sürecinde yerel yönetimler içerilmemektedir. Ancak, günümüzdeki gelişmeler bu pratiğin gelişmesi gerektiği yönündedir. Türkiyenin yaşadığı deneyimler de yerel yönetimlerin karar sürecine katıldığı planlamaların daha başarılı olduğunu göstermektedir.




    Paylaş Facebook Twitter Google







  2. Sponsorlu Bağlantılar




    6. KEBAN PROJESİ
    Keban Barajının yapımının ortaya çıkardığı sorunlar ve yarattığı olanaklar, Elazığ, Malatya, Bingöl ve Tunceliden oluşan alt bölgenin ve özellikle Elazığ-Keban kesiminin geleceğine bakmayı zorunlu kılmıştır. Barajın sağlayacağı elektrik enerjisi, bölgenin bir bütün olarak planlanması için bir fırsat sağlamıştır. Ayrıca, bölgede, barajın yapımı nedeniyle 20 köyün açıkta kalacak nüfusunun yeniden yerleştirilmesi sorununun çözümü de bu plandan beklenmiştir.
    Keban projesinin amacı, Doğu Anadolu Bölgesinin ekonomik gelişmesini hızlandırmak ve ülkede bölgelerarası gelişme dengesizliklerini azaltmaktır. Aynı zamanda, tarım gelirinin toplam gelirler içindeki oranının azaltılması da projenin amaçları arasındaydı.
    Keban projesine ilişkin etütler arasında eşgüdüm sağlama görevi İmar ve İskan Bakanlığının idi. Fakat Bakanlık ve DPT, bölgede temsilci bulundurmamışlardı. Keban Projesi, uygulamada, köyleri baraj suları altında kalan köylülerin yeniden yerleştirilmesinden ve önerilen altyapı projelerinin onaylanmasından daha önemli bir sonuç vermemiştir.[16] Planlama çalışmaları 1968 yılında tamamlanmış olmasına rağmen uygulama olanağına kavuşulamamıştır.
    7. GÜNEYDOĞU ANADOLU PROJESİ (GAP)
    Önceleri Fırat ve Dicle nehir havzasında sulama ve hidroelektrik enerji üretimine yönelik 13 proje paketinin toplamı olarak planlanan ve kapsamında 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ve 1.7 milyon hektarda sulama şebekesi yapımını öngören GAP, bugün, su kaynakları geliştirme programının yanı sıra tarım, ulaştırma, sanayii, kentsel ve kırsal altyapı, eğitim, sağlık, konut, turizm ve diğer sektörlerdeki yatırımları da içine alan, sürdürülebilir insani kalkınmaya dayalı entegre bir bölgesel kalkınma projesi olarak ele alınmaktadır.
    GAPın temel hedefleri, Güneydoğu Anadolu Bölgesi halkının gelir düzeyi ve hayat standardını yükselterek, bu bölge ile diğer bölgeler arsındaki gelişmişlik farkını ortadan kaldırmak, kırsal alandaki verimliliği ve istihdam imkanlarını arttırarak, sosyal istikrar, ekonomik büyüme gibi milli kalkınma hedeflerine katkıda bulunmaktır.
    Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak illerini içine alan GAP bölgesi, toplam ülke yüzölçümünün yaklaşık %10una tekabül eden 75.193 km2lik bir alana sahiptir.
    1997 nüfus tespit sonuçlarına göre GAP bölgesinin nüfusu yaklaşık 6.1 milyondur ve bu miktar Türkiye toplam nüfusunun %9.7sini oluşturmaktadır. 1990-1997 yılları arasında GAP bölgesinin yıllık nüfus artış hızı yaklaşık binde 24 iken Türkiye genelinde binde 15 olarak saptanmıştır. Bölge nüfusunun yaklaşık %64ü kentlerde, %36sı ise kırsal alanda yaşamaktadır. Ortalama nüfus yoğunluğu ise yine 1997 yılı verilerine göre bölgede 81 kişi/km2, ülke genelinde ise 82 kişi/km2dir. 1985 yılında bölgede en çok nüfus barındıran il Diyarbakır iken, 1997 de Şanlıurfa olmuştur. 1997 yılında, bölge nüfusunun yaklaşık %60ını Şanlıurfa, Diyarbakır ve Gaziantep illerinde yaşamakta olduğu saptanmıştır.

    Fırat Havzasında su ve toprak kaynaklarının geliştirilmesiyle ile ilgili ilk çalışmalara 1961 yılında Diyarbakırda kurulan Fırat Planlama Amirliğince başlanmıştır. Diğer yandan, Dicle Havzası için de aynı paralelde çalışmalar DSİ Diyarbakır Bölge Müdürlüğünce sürdürülmüştür. Böylece aşağı Fırat Havzası ile Dicle Havzasından ne şekilde faydalanılacağı açıklık kazanmış ve 1977 yılında bu iki havza projesinin Güneydoğu Anadolu Projesi olarak adlandırılması benimsenmiştir.
    Bölgenin su kaynaklarının geliştirilmesi ile sulamaların sağlayacağı sosyo-ekonomik değişimin büyüklüğü, bu değişimi bir bölgesel kalkınma projesi kapsamında ve entegre bir yaklaşımla yönlendirmek gereğini ortaya çıkarmıştır. Güneydoğu Anadolu Projesinin entegre bölgesel planlama çerçevesinde ele alınması, yürütülmekte olan faaliyetlerin koordinasyonunu sağlanması ve yönlendirilmesi görevi 1986 yılında Devlet Planlama Teşkilatına veriliştir.
    DPT Müsteşarlığı 1988 yılında GAP Master Plan çalışmasını başlatmıştır. Bu çalışma kapsamında, proje için muhtemel yönetim sistemleri ve alternatifleri de ele alınmıştır. GAP Master Planının temel kalkınma senaryosu, Güneydoğu Anadolu Bölgesini, tarıma dayalı ihracat üssü haline getirmektir. Bölge kalkınmasının çerçevesini çizen Plan, özellikle su ve toprak kaynaklarının geliştirilmesine mali ve teknik kapasiteleri de dikkate alarak bir takvime bağlamış, bu değişimin ekonomik ve sosyal sektörlerde uyaracağı gelişmeyi, yaratacağı istihdamı, bunun getireceği nüfus büyüklüğü ile bu nüfusun kentler ve kır itibariyle, muhtemel dağılımını saptamış, eğitim ve sağlık hizmetleriyle konut ve kentsel altyapı ihtiyaçlarını makro düzeyde belirlemiş ve yıllara göre finans ihtiyacını ortaya koymuştur. GAP Master Planı, çeşitli devlet kuruluşlarının kalkınma çabalarının bütünleştirilmesi ve eşgüdümlendirilmesini kolaylaştıran ve bölge gelişmesinin alması gereken seyir ve alt ölçeklerde üretilecek plan, program ve projeler için de rehber niteliği taşımaktadır. Master Planın ana hedefleri şunlar olmuştur:
    · 1.7 milyon hektar alanda sulama
    · 27 milyar kwh hidroelektrik üretiminin sağlanması
    · Kişi başına gelirin %209 oranında artması
    · 3.8 milyon kişiye istihdam olanağı sağlanması
    GAP Master Planının 1990-2005 dönemi sonu itibariyle belirlediği hedef ve büyüklüklere ulaşabilmek için yapılması öngörülen kamu yatırımlarının finansman ihtiyacı 2001 yılı fiyatlarıyla toplam 17 katrilyon 541 trilyon 589 milyar TL.dir. GAP kapsamında 2000 sonuna kadar 8 katrilyon 090 trilyon 493 milyar TL.lik harcama yapılmıştır.
    Bölgede yapılacak uygulamaların çok kapsamlı olması ve bölgesel kalkınmanın hızlandırılmasını sağlamak amacıyla, 6 Kasım 1989 tarih ve 20334 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 388 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile GAP Bölge Kalkınma İdaresi Teşkilatı kurulmuştur. Devlet Planlama Teşkilatı bünyesinde sırasıyla Az Gelişmiş Bölgeler Dairesi Başkanlığı, Müsteşarlık Araştırma Grubu ve GAP Grup Başkanlığının sorumluluğunda yürütülen Güneydoğu Anadolu Projesi, daha sonra Genel Müşavirlik Hizmetleri çerçevesinde Türk Mühendislik, Müşavirlik ve Müteahhitlik A.Ş. (TÜMAŞ) tarafından ihale yoluyla yürütülmüştür.
    Ancak, bölgede yapılacak uygulamaların çok kapsamlı olması nedeniyle bölgesel kalkınmanın hızlandırılmasını sağlamak amacıyla, GAP Bölge Kalkınma İdaresi Teşkilatının kurulması Bakanlar Kurulunca 6 Kasım 1989 tarih ve 20334 sayılı KHK ile kurulmuştur.
    GAP Bölge Kalkınma İdaresi Teşkilatı, GAP Master Planın bir sonucu olarak, GAP kapsamına giren yörelerin süratle kalkındırılması, yatırımların gerçekleştirilmesi için; plan, altyapı, ruhsat, konut, sanayii, maden, tarım, enerji, ulaştırma ve diğer hizmetleri yapmak veya yaptırmak, yöre halkının eğitim düzeyini yükseltmek için gerekli tedbirleri almak veya aldırmak, kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak üzere kurulmuştur. Genel olarak değerlendirildiğinde, GAP yönetiminin merkeziyetçi bir anlayışla ele alındığını söylemek mümkündür. Bu yaklaşımın yerine, kurumsallaşmanın teşvik edilerek yerel kuruluşlar ve baskı gruplarıyla eşgüdümlü şekilde çalışılıp halk katılımının üst düzeyde sağlandığı bir yaklaşımın benimsenmesi görüşü de savunulmaktadır.
    Sosyal boyutu ile değerlendirildiğinde; Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayan topluluklar, kentleşmenin, dolayısıyla kültürel değişimin ve dönüşümün çok ciddi sıkıntılarını yaşamaktadır. Bölgeyi ülkenin diğer bölgelerinden ayıran önemli özellik, bölge toplumsallığının örgütlenme ve yaşama biçiminin farklılığıdır. Bölge toplumsal yapısı, çözülme sürecini yaşamakta ve yer yer farklı dönüşme özellikleri göstermekle beraber, geleneksel toplumsallığın aşiret değer yargıları, kuralları, kurumları ve ilişkileri, modern yaşama karşı direnmektedir. Bu doğrultuda, bölge kentlerinin en önemli sorunu, kentlileşememiş fakat aşiretleşmiş kent yaşam biçiminin acilen karşılanması gereken konut ve altyapı hizmetleridir. Bir nüfus yığılması biçiminde oluşan kentlere gelenlerin kent yaşamına uyum sağlamaları uzun bir süreci gerektirecektir.
    Bölgede, özellikle, kırsal kesimde can ve mal güvenliğini sürekli tehdit altında bulunduran terör problemi, zorunlu göç hareketlerine neden olmaktadır. Bununla beraber, GAP illerindeki göç olgusunun, şehirleşmeyi doğuran genel faktörlerden tümüyle ayrı tutulmaması gerekir. Şehirleşme ve buna bağlı olarak köyden kente göç, diğer bölgelerde olduğu gibi GAP Bölgesi’nde de, toplumsal değişim sürecine koşut olarak ivme kazanmıştır. Modernleşme olgusu şehirle köy arasındaki eşitsizliği artırmış, şehirleri ekonomik ve sosyal yönden cazibe merkezi haline getirmiştir. Tarımsal işgücü verimliliğinin sanayi sektörüne kıyasla çok düşük oluşu yanında, arazinin verasetle parçalanması, tarım kesiminde çalışanların gelir düzeylerini büsbütün düşük hale getirmektedir. Tarımdaki makineleşme ise, köylerde işsiz nüfusun ve gizli işsizliğin artmasının bir başka nedenidir. Köy hayatının böylesi itici özellikleri ve şehrin hayat standartlarının yükseltilmesindeki vazgeçilmez önemi, bölgedeki göçü arttıran diğer unsurlardır.
    Güneydoğu Anadolu Bölgesi oldukça yüksek oranda göç hareketlerine sahne olmaktadır. Bölge net göç hızı 1980-1985 yılları arasında binde 22, 1985-1990 yılları arasında ise binde 33 olmuştur. Bölge içinde kırdan kente doğru hızlı bir göç gözlenmektedir. Bölge içi göç hareketi aynı zamanda kuzeydeki dağlık bölgelerden, güneydeki ovalara doğru oldukça hızlı düzeydedir. Ayrıca, bölgede, Gaziantep ve Şanlıurfa illeri büyük oranda göç almaktadır. Yine terör nedeniyle bu illere son on yılda Diyarbakır da katılmış bulunmaktadır.
    Bölgede mevsimlik göç de oldukça yüksek düzeydedir. Ancak , 1995 yılından itibaren sulamaların başlamasıyla birlikte, sulanan alanlarda mevsimlik göçte çok büyük düşüş meydana geldiği anlaşılmaktadır.





  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
  4. 7.1 Çok Amaçlı Toplum Merkezleri (ÇATOM)
    ÇATOMun amacı, eğitim ve sosyal-kültürel etkileşim yoluyla; kadının statüsünü yükseltme, cinsiyet dengeli kalkınma ve sürdürülebilir insani gelişmeye katkıdır. ÇATOMlar GAP Bölgesindeki kentlerin daha çok kırdan göç etmiş yoksul hanelerin oluşturduğu gecekondu mahallelerinde ve kadınların marjinalleştiği merkezi nitelikli köy yerleşimlerinde kurulan topluma dayalı merkezlerdir.
    UNICEFin desteği ile 1995 yılında başlatılan ÇATOM uygulamaları genişleyerek sürdürülmüş ve 2000 yılı itibariyle Proje kalıcı bir yapıya kavuşmuştur. ÇATOMlarda programların doğrudan hedef grupları 14-50 yaş arasındaki kadın ve genç kızlardır. Ayrıca kadına yönelik bakış ve hizmetlerin sunuluşunda katılımcı ve entegre bir yaklaşımın benimsenmesi açısından kamu kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve bu alanda yaşayanlar da dolaylı hedef gruplarını oluşturmaktadır.
    Projenin kısa ve uzun vadeli hedefleri, özetle, Bölgede kadınların;
    · Okuma-yazma oranını yükseltmek,
    · Sağlık bilincini ve bilgisini geliştirmek,
    · Çocuk bakımı ve eğitimi konusunda bilgilenmelerini sağlamak,
    · Gelir getirici alanlarda becerilerini geliştirmek,
    · Özgüven duygusunu geliştirmek ve,
    · Kamu hizmetlerine ulaşabilirliklerini arttırmaktır.
    GAP bölgesi ile ilgili olarak ifade edilmesi gereken bir diğer olumsuzluk ise teşviklerin yetersizliği ve başarısızlığıdır. Bunlarla ilgili nedenler sıralanırken genelde resmi kayıtlarda yer almayan bir başka olgu kamuoyunda gündeme gelmektedir. Güneydoğu Anadolu bölgesinin, yarım kalan yatırımlar, geri dönmeyen teşvik ve krediler ile batan işletmeler açısından yatırım çöplüğüne dönüştüğü, basın yayın araçlarında sıklıkla ifade edilmektedir. Buna göre devlet, bölgede yatırım için verdiği teşvik ve kredilerin %80ini geri alamazken, kendi kuruluşlarının da batık duruma geçmesiyle trilyonluk zarar içine düşmüştür.
    7.2 GAP-Avrupa Birliği İlişkileri
    GAP İdaresi ile Avrupa Birliği arasında 1996 yılında başlayan işbirliği çalışmalarında, 2000 yılında somut bir adım atılarak, toplam bütçesi 43.5 milyon Euro tutarındaki GAP Bölgesel Kalkınma Programı 6 Aralık 2000 tarihinde Avrupa Konseyinde onaylanmış ve finansman anlaşması imzalanma aşamasına gelmiştir.
    1996 yılında GAP İdaresince Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliğine, entegre kalkınmanın tarımsal, sosyal, ekonomik ve fiziksel boyutlarını içeren 21 projeden oluşan bir paket sunulmuştu. Bu paketteki projelerin sayısı Avrupa Komisyonundan gelen talep üzerine 6ya indirilmişti. MEDA Programı[24] çerçevesinde değerlendirilen bu paket, MEDAda ABden kaynaklanan belirsizlikler ve hedef değişiklikleri sonucu uygulamaya geçirilememiştir. Daha sonra GAP İdaresi tarafından; KOBİ Bileşeni, Kırsal Kalkınma Bileşeni ve Kültürel Mirasın Korunması ve Geliştirilmesi Bileşeni şeklinde rafine edilerek üç ana bileşende formüle edilen paket, 1999 yılında tekrar başlatılan işbirliği görüşmeleri sonucu, ABnin karar organı olan Avrupa Konseyinde kabul edilmiştir. GAP Bölgesel Kalkınma Programının bütçesi, AB bütçesinin Türkiye ve diğer AB adayı 12 ülkenin adaylık sürecindeki hazırlıkları kapsamında ele alınmıştır.
    GAPın yararlandırılacağı programın, Güneydoğuda yaşayan nüfusun ekonomik ve sosyal koşullarını iyileştirmesi hedeflenmektedir. Programın, sürdürülebilir ekonomik kalkınma, bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılması, üretici kapasitesinin geliştirilmesi ve istihdamın arttırılması gibi ulusal program hedeflerini desteklemesi öngörülmektedir.
    8. YEŞİLIRMAK HAVZA GELİŞİM PROJESİ
    Yeşilırmak ve kollarının yer aldığı havzada akı rejiminin düzensizliğinden kaynaklanan taşkınlar, erozyon, su ve çevre kirliliği sorunları önemli boyutlara ulaşmıştır.
    Bu proje ile, ekolojik dengeyi bozmadan en uygun ve ekonomik arazi kullanım planlamasının yapılabilmesi, doğal kaynakların güncel takibinin ve yönetilmesinin sağlanması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, erozyonun önlenmesi, su kirliliğinin kontrolü, meraların ıslahı, orman alanlarının belirlenmesi ve izlenmesi, şehirleşme sanayileşmenin takibi ile planlı gelişme konularında sorunların çözümünün sağlanacağı umulmaktadır.
    Güneydoğu Anadolu Projesi benzeri bir proje olarak nitelenen[27] bu projenin coğrafi alanı; Amasya, Çorum, Samsun, Tokat ve Yozgat illerini kapsayan Yeşilırmak ve kollarının oluşturduğu havzadır. Bu alanda yer alan illerin valilikleri projede işbirliği yapmak üzere, 23 Eylül 1997 tarih ve 97/9991 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Yeşilırmak Havzası İl Özel İdareleri Hizmet Birliğini kurmuşlardır.
    Orta ve uzun dönemli sürdürülebilir gelişmeyi amaçlayan Yeşilırmak Havza Gelişim Projesi için ortak bir veri tabanı oluşturulması amacıyla Coğrafi Bilgi Sistemi Altyapısı Projesi olarak adlandırılan bir çalışma, Devlet Planlama Teşkilatı ile Hizmet Birliğinin uygun görüşleri ile Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Marmara Araştırma Merkezi (MAM) tarafından başlatılmıştır.
    Halen, Marmara Araştırma Merkezince yürütülmekte olan bu çalışma kapsamında, uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemleri teknolojileri yardımı ile havza yükseklik modeli oluşturulacak, güncel arazi kullanım haritaları, yerleşim yerleri, tarım, orman ve mera alanları, erozyon riski gibi bilgi katmanlarından oluşacak bir veri tabanı geliştirilecek ve bu taban çözüm amaçlı gelişme projeleri için temel oluşturacaktır.
    Bu projenin yanı sıra, bölgenin önem arz eden sorunlarını çözmede temel stratejileri belirleyecek ve tüm sektörel hedefleri kapsayacak olan Bölgesel Gelişme Ana Planı çalışmasının iş tanımı hazırlanmış olup, gerekli finansman temini sağlandıktan sonra plan çalışmalarına başlanacaktır.
    9. ZONGULDAK-BARTIN-KARABÜK BÖLGESEL GELİŞME PROJESİ
    Bölgede, Türkiye Taşkömürü Kurumunun küçültülmesi ve Karabük ile Ereğli Demir Çelik İşletmelerinin özelleştirilmesi ile meydana gelecek ekonomik ve sosyal sonuçların analiz edilmesi gereği ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, Devlet Planlama Teşkilatınca Güneydoğu Anadolu Projesi çalışmasından sonra, çok sektörlü, kamu kesimi-özel kesim işbirliğine dayalı olarak Bölgesel Gelişme Projesi anlayışı içerisinde Zonguldak-Bartın-Karabük Bölgesel Gelişme Projesi uluslararası ihale ile gerçekleştirilmiştir. İhale sonucunda, projenin yapımını Fransız BRL ve Türk TÜMAŞ konsorsiyumu üstlenmiştir.
    Proje çalışmasının başlıca amaçları;
    1. Bölgede yer alan sanayi ve madencilik kuruluşlarından Türkiye Taşkömürü Kurumunun küçültülmesi ve Karabük Demir Çelik işletmesinin özelleştirilmesi sonucunda ortaya çıkacak ekonomik ve sosyal sonuçları analiz etmek,
    2. Özel sektörün yeni yatırım alanlarında faaliyet göstermesinin sağlanması amacıyla yeni yatırım alternatiflerini belirlemek,
    3. Orta ve uzun dönemde uygulanabilir Bölgesel Gelişme Planı hazırlamak,
    4. Bölgede yapılabilecek yatırımların tanımlanmasını sağlamaktır.
    Zonguldak-Bartın-Karabük Bölgesel Gelişme Projesinin tamamlanmasıyla birlikte 113.000 kişiye iş imkanı oluşması ve bölgedeki kırsal alanlardan göçün azalması beklenmektedir. Buna paralel olarak refah, gelir ve işgücü niteliğinde de artış sağlanması amaçlanmaktadır.
    İmalat sanayiinde ve hizmetler sektöründe beklenen önemli istihdam artışları ve tarım ile ormancılık sektörlerindeki üretimde sağlıklı bir yapının sağlanması da projeden beklenen diğer sonuçlar olarak belirtilebilir.





  5. Proje ile ilgili kayda değer en önemli eleştiri, özellikle bazı şehir plancıları tarafından ifade edilen, Filyos Vadisine nüfus yüklemesi yapan uygulamadır. Bu eleştiri ile ilgili dayanakların başında, vadinin 1. Sınıf tarım topraklarına sahip olması gelmektedir. Planla konut alanlarına açılan Devrek ve civarının heyelan bölgesi olması da bir tercih hatası olarak ifade edilmektedir. Ayrıca, Filyos Çayının ülkemizin debisi en yüksek nehri olup her iki-üç yılda bir taşkınla çevresini olumsuz yönde etkilemesi ve Filyos Vadisi zemininin çok geçirgen, yumuşak ve II. Derecede deprem bölgesi olması da projeye getirilen eleştirilerin bir diğer boyutunu teşkil etmektedir.
    10. DOĞU KARADENİZ BÖLGESEL GELİŞME PLANI (DOKAP)
    Artvin, Bayburt, Giresun, Gümüşhane, Ordu, Rize ve Trabzon illerini kapsayan Doğu Karadeniz Bölgesi, Türkiyenin az gelişmiş bölgelerinden biridir. Son yıllarda gözlenen olumlu uluslararası siyasal gelişmeler bu bölgenin kalkınması için yeni fırsatlar yaratmıştır. Bu yeni olanaklar doğrultusunda Türk Hükümeti, Doğu Karadeniz Bölgesel Gelişme Planını (DOKAP) hazırlamak üzere Japon Hükümetinin teknik yardım olanaklarını kullanmak üzere başvurmuştur. Japon Hükümeti bu konuda yetkili olan Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansını (JICA) görevlendirmiştir. Yapılacak çalışmanın içeriği iki hükümet yetkilileri arasında yapılan görüşmelerde belirlenmiş ve 17 Aralık 1998 tarihinde bu konuda bir antlaşma imzalanmıştır.
    10.1 DOKAP Ana Planın Amaçları ve Stratejisi
    10.1.1 Amaçlar
    Projenin bölgesel kalkınma amaçları sosyal, ekonomik ve çevre konularında gözlenen olumsuzlukları giderecek şekilde ifade edilmiştir. Bunlar:
    1. Bölgenin ekonomik yapısını güçlendirerek ortalama gelir düzeyini yükseltmek ve bölge içi gelir dağılımını iyileştirmek;
    2. Bölgenin sosyal gelişmesini ve dayanışmayı sağlayarak bölge içi entegrasyonu gerçekleştirmek;

    3. Bölgenin doğal kaynaklarını ve çevre kapasitesini koruyarak uzun dönemli sürdürülebilir kalkınmayı sağlamaktır.
    Stratejinin dört temel bileşeni; ana ulaşım yapısının geliştirilmesi, çok amaçlı su kaynaklarının geliştirilmesi, toprak mülkiyeti ve kullanımının iyileştirilmesi ve mahalli idarelerin güçlendirilmesidir. Bu öğelerin oluşturduğu çerçevenin istenilen başarıya ulaşmasının bölgenin insan kaynaklarının geliştirilmesine bağlı olduğu düşünülmektedir.
    Kalkınma çerçevesi, 20 yıllık plan dönemi boyunca beklenen sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyini ve içerdiği önerilerin birbiri ile tutarlı şekilde ifadesini içerir. Çerçevenin temel öğeleri nüfus, istihdam, bölgesel gelir düzeyi ve bileşimi ile kişi başına gelir düzeyidir. Bölgenin 2020 yılı hedef nüfusu 3.447.000 kişi olarak belirlenmiştir.
    Halen Türkiye ortalamasının %66sı kadar olan bölge ortalama gelirinin planlama dönemi sonunda %83e ulaşması beklenmektedir.
    Planlama dönemi sonunda, şu anda %21 olan tarım sektörünün bölgesel hasılaya katkısının %8.1 civarına indirilmesi hedeflenmektedir. Sanayi sektörünün katkısının %24.3, hizmetlerin ise %67.6 olması beklenmektedir.
    Bölgede kamu kesimi ve özel sektörün gerçekleştirebileceği toplam yatırım hacmi, bölgesel gayri safi hasıladan hareket edilerek hesaplanmıştır. Önümüzdeki 20 yıllık dönemde gerçekleşecek toplam yatırımın 46.3 milyar $ civarında olması ve 17.8 milyar $lık bölümünün kamu eliyle gerçekleşmesi beklenmektedir.
    11. DOĞU ANADOLU PROJESİ (DAP)
    Doğu Anadolu Bölgesi halen göreli olarak ülkemizin en az gelişmiş bölgesidir. Yüzölçümü 158.972 km² olup Türkiye coğrafyasının %21ini kapsamaktadır. Coğrafi bölgeler arasında da yüzölçümü en büyük olan bölgedir. 1997 rakamlarına göre 5.8 milyon nüfusla bölgeler arası sıralamada yedinci sırada bulunmaktadır. 1983-1997 döneminde Türkiye GSYİHnin yıllık ortalama gelişme hızı %4.9 iken, Doğu Anadolu Bölgesi %2.3lük büyüme hızı ile bölgeler arasında son sırada yer almıştır. (En yüksek gelişme hızına sahip bölge %7.2 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesidir)
    Devlet Planlama Teşkilatı, Doğu Anadolu Bölgesinin diğer bölgelere göre daha az gelişmiş ve daha düşük gelişme hızına sahip olduğu gerçeğini dikkate alarak bu bölgenin geliştirilebilmesi için Doğu Anadolu Projesi Ana Planı çalışmalarını başlatmıştır.
    Kısaca DAP olarak adlandırılan proje, Doğu Anadolu Bölgesinde yer alan 14 il (Ağrı, Ardahan, Bingöl, Bitlis, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Hakkari, Iğdır, Kars, Malatya, Muş, Tunceli, Van) ile bölgeyle homojenlik gösteren Gümüşhane ve Bayburt illerini kapsamaktadır.
    Doğu Anadolu Bölgesi Ana Planı, Devlet Planlama Teşkilatının sorumluluğunda ve Bölgesel Gelişme ve Yapısal Uyum Genel Müdürlüğünün denetim ve koordinasyonunda, Doğu Anadolu Bölgesinde yer alan Atatürk, Fırat, İnönü, Yüzüncü Yıl ve Kafkas Üniversitelerinin oluşturduğu Ortak Girişim tarafından hazırlanmıştır. Çalışmaya geniş bir katılımı sağlamak için DAP Ana Planını tanıtıcı bölge toplantıları yapılmıştır. Tanıtım toplantılarına, il valileri, kaymakamlar. bölge müdürleri, il müdürleri, ticaret ve sanayi odaları temsilcileri, borsa temsilcileri, özel sektör temsilcileri ve sivil toplum örgüt temsilcileri katılmışlardır. Proje Genel Koordinatörlüğü, DAP Yürütme Kurulunu meydana getiren beş Üniversite Rektörlerinin oybirliği ile Fırat Üniversitesi Rektörüne verilmiştir. Genel Koordinatörün sorumluluğu, Ortak Girişim adına Projenin yürütülmesi dolayısıyla Devlet Planlama Teşkilatına karşıdır. 27 Ağustos 1998 tarihinde bölgedeki mevcut beş üniversite ile Devlet Planlama Teşkilatı arasında imzalanan protokolle başlayan proje çalışmaları tamamlanmıştır.
    Plan çalışmalarında dikkate alınan temel amaç ve hedefler şu şekilde özetlenebilir:
    · Bölgenin diğer bölgelere göre geride olan sosyo-ekonomik gelişmesini hızlandıracak politika ve uygulamaları ortaya koymak,
    · Sektörel gelişmeleri hızlandırmak üzere çeşitli alanlarda sektörel analizler yapmak ve öncelikleri belirlemek,
    · Bölgede kırsal ve kentsel gelişmeyi sağlamaya yönelik önemli kamu yatırımlarını belirlemek ve özel kesim yatırımlarını özendirici politika ve uygulamaları ortaya koyarak; bölgesel gelişmeyi kamu, yerel yönetimler, özel kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği içinde geliştirmek,
    · Bölgedeki girişimciliği teşvik etmeye, bölgesel iç dinamikleri harekete geçirmeye ve bölge dışındaki girişimcileri (yabancı sermaye dahil) çekmeye yönelik yatırım alanlarının belirlenmesi, yatırım projelerinin hazırlanması, nitelikli işgücü temini, teknoloji, finansman vb. konularda somut öneriler geliştirmek, bunların eşgüdümünü sağlayacak kurumsal düzenlemeler önermek ve bu çalışmaları katılımcılık ilkesi çerçevesinde gerçekleştirmek,
    · Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile Doğu Anadolu Bölgesi arasında sosyo-ekonomik ilişkileri belirlemek ve
    · Bölgedeki insan kaynaklarının geliştirilmesi konusunda sektörel yeni projeler önerme, biçiminde sıralanabilir.
    Ana Plan çalışmasının kapsam ve aşamalarını da şu şekilde özetlemek mümkündür:
    · Mevcut durumun sektörel bazda incelenmesi,
    · Bölgesel kaynak potansiyelinin değerlendirilmesi,
    · Bölgenin Türkiye içindeki konumunun diğer ile karşılaştırmalı olarak belirlenmesi,
    · Bölgesel gelişme stratejisi ve senaryoların oluşturulması ve senaryoların oluşturulması,
    · Orta ve uzun dönem bölgesel gelişme planının hazırlanması ve
    · Doğu Anadolu Bölgesinin diğer bölgeler ve komşu ülkeler ile etkileşiminin incelenmesidir.
    Doğu Anadolu Projesi dört temel aşamadan meydana gelmiştir:
    1. Mevcut durumun tespiti ve analizi aşaması
    2. Strateji ve yeniden yapılanma senaryoları aşaması
    3. Doğu Anadolu Projesi Ana Planı aşaması
    4. Fizibilite ve ön fizibilite etütleri aşaması.
    Bu dört aşama için hazırlanması gereken raporlar da sırasıyla şunlardır:
    1. Mevcut durum ön raporu
    2. Mevcut durum ve analizi raporu
    3. Strateji ve yeniden yapılanma senaryoları raporu.
    4. Yönetici özeti raporu
    5. Doğu Anadolu Projesi Ana Planı Raporu
    6. Fizibilite ve ön fizibilite etütleri raporu.
    12. MARMARA BÖLGE PLANI
    17 Ağustos 1999 tarihinde , Kocaeli, Sakarya, Yalova, İstanbul, Bolu ve Eskişehir illerinde yaşanan deprem özellikle Kocaeli, Sakarya ve Yalovada daha etkili olmuş, ağır can ve mal kaybına yol açmıştır. Yanlış arazi kullanımı, çarpık yapılaşma, afet riski taşıyan bölgelerde uygun yapılaşmanın sağlanamaması gibi nedenler Kocaeli merkezli depremin faciaya dönüşmesine yol açmıştır.
    Deprem Türkiye nüfusunun %23lük bir bölümünü oluşturan 14.5 milyon insanın yaşadığı ve Türkiye ekonomisinde önemli paya sahip bir bölgeyi etkilemiştir. Depremde en ağır derecede etkilenen, can kaybı ve maddi hasarın en ağır olduğu nüfusun toplam nüfus içindeki payı ise %6 civarında olmuştur.
    Bölge; petrol arıtımı, petro-kimya, tekstil hammaddeleri, metal ana sanayii ve motorlu kara taşıtları yapım, montaj ve onarımı ile lastik sanayiinde önemli bir ağırlığa sahiptir.
    Deprem bölgesinde fert başına gelir düzeyi de Türkiye ortalaması ile karşılaştırıldığında oldukça yüksektir. Bölgedeki 7 ilin ortalaması 4.581 dolardır. Bu anlamda bölge, tüketim açısından da önemli bir paya sahiptir.
    Kocaeli ili ve çevresinde meydana gelen deprem sadece İstanbul metropolü ve bölgede bulunan illeri değil, aynı zamanda ülkenin ekonomik ve sosyal yaşamını da etkilemiştir. Örneğin, Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi DİEnin ortak yürüttüğü İmalat Sanayiinde Depremin Etkisi Anketi sonuçlarına göre imalat sanayiinde toplam zarar 657.9 trilyon TL. olup, toplam üretim kaybı da 361.9 trilyon TL.dir. Bu durumda, toplam üretim kaybı Türkiye imalat sanayii içinde %0.95, deprem bölgesi imalat sanayii içinde ise %5.81dir.
    Zamanı bilinmemekle birlikte gelecekte de deprem olabileceği varsayımına göre Marmara Bölgesi planlamasının yeniden ele alınarak en azından, depreme karşı hazırlıklı olunabilecek bir yeniden yapılanmaya gitmek gerekmektedir. Dolayısıyla, depremin yol açtığı sorunların acilen çözülebilmesi ve ileriye yönelik önlemlerin alınabilmesi için mevcut durum; bölge planı, kent planı ve arazi kullanımı açısından irdelenerek bir an önce Marmara Bölgesi Gelişme Projesi hazırlanması önem kazanmaktadır.
    Marmara Bölge Planının amaçları, Kocaeli-Sakarya-Yalova Bölgesinde, depremin yarattığı olumsuzlukların giderilmesi, kentsel alanlara yönelik göçün dengelenmesi, tarım, sanayii, ticaret, turizm, konut vb. konulara ilişkin yerleşim alanlarının afet riskleri de dikkate alınarak hazırlanacak bir arazi kullanım planına göre yönlendirilmesi çevre ve mekan kalitelerinin korunarak kentsel büyümenin denetim altına alınabilmesi olarak sayılabilir.
    Marmara Bölge Planı Projesinin genel çerçevesi, deprem risklerini dikkate alan bir arazi kullanım planı hazırlanması, bölgesel coğrafi bilgi sistemi ile desteklenen bölgesel veri tabanı oluşturulması, bölgenin kısa, orta ve uzun vadeli kalkınma stratejilerinin belirlenmesi fiziksel planlar için baz olabilecek bir bölgesel gelişme planı hazırlanması şeklinde özetlenebilir.
    Söz konusu planın üç aşamada hazırlanması öngörülmektedir:
    1. Öncelikle 17 Ağustos depreminden büyük zarar gören bölge illerinden Kocaeli-Sakarya-Yalova illerini kapsayan alt bölge için Stratejik Ön Plan hazırlanacaktır. Stratejik Ön Planda bu alt bölgedeki kamu yatırımları ve bu bölgenin ekonomik, sosyal ve kültürel yönden gelişmesi amacıyla yasal ve idari düzenlemeler yer alacaktır.
    2. İkinci aşamada, Kocaeli-Sakarya-Yalova Bölge Planı hazırlanacaktır.
    3. Üçüncü aşamada ise, Kocaeli-Sakarya-Yalova Bölge Planını da içeren Marmara Bölge Planı tamamlanacaktır.
    13. DOĞU AKDENİZ BÖLGESEL GELİŞME PROJESİ
    Doğu Akdeniz Bölgesel Gelişme Projesi, Devlet Planlama Teşkilatı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devlet Planlama Örgütü tarafından başlatılmış bir çalışmadır. Doğu Akdeniz Planı ile, bölgenin geliştirilmesinin yanında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkilerin güçlendirilmesi amaçlanmaktadır.
    SONUÇ
    Sonuç itibariyle ülkemiz bölge planlamacılığının ortaya istikrarlı bir tablo çıkarabildiğini ve yeterince geliştiğini söyleyebilmek güçtür. 1950 sonrası dönemde başlayan; I. ve V. Beş Yıllık Plan dönemlerinde hız kazanan bölge kalkınma çalışmaları, oldukça iddialı ifadelerle başlamış fakat büyük çoğunluğu bu iddiayı sürdürememiştir. Bu başarısızlığın temel sebepleri arasında DPTnin bölge planlaması konusunda uzun süre kararsız kalması ve bölgesel kalkınma çalışmalarının kurumsallaşmayı başaramamış olması yatmaktadır. Bahsedilen bu olumsuzluklar bölge kalkınma planlarının kaderlerini siyasi tercihlerin belirlemesi sonucunu doğurmuştur.
    Bununla birlikte, genel olarak değerlendirildiğinde, bölge planlama çalışmaları arasında bazı ortak noktaları ifade etmek mümkündür. DPTnin kurulmasından önce hazırlanan Köyceğiz-Dalaman Projesi, Doğu Marmara Planlama Projesi ve Zonguldak Bölge Projesinin şüphesiz en önemli ortak yönleri üç projenin de uygulanamamış olmalarıdır. Bu dönemdeki çalışmaların en önemli faydası, bölge planlama fikrinin ülke içinde yerleşmesi ve bazı analiz tekniklerinin kullanabilen bir kadronun konu etrafında toplanması olmuştur. I. Beş Yıllık Kalkınma Planı öncesinde hazırlanan bu projelerin başlıca özellikleri şu şekilde özetlenebilir:
    1. Fiziki sorunlara çok fazla eğilmişlerdir,
    2. Bölgelerin sistem dışında tek başına ele alınmıştır,
    3. Projelerin hemen hepsinin pratik gayelerin yanı sıra bölge planlamasına eleman yetiştirmeye yönelmiştir,
    4. Projeler yabancı uzmanlığa aşırı bağımlı durumdadırlar.
    I. Beş Yıllık Kalkınma Planı sonrası dönemde hazırlanan planlar ise önceki dönemden şu noktalarda farklılaşmaktadır:
    1. Projelerin teşkilat ve araştırma yöntemleri yönünden ölçekleri büyümüştür,
    2. Planlar çok yönlü ekonomik düşüncelerin ağır bastığı kalkınma planları haline gelmiştir,
    3. Araştırmaların teknik kalitesi yükselmiştir.
    V. Beş Yıllık Kalkınma Planı dönemine dek ciddi bir bölge planlama çalışmasının yapılmış olduğunu söylemek zordur. V. Beş Yıllık Kalkınma döneminde ise GAPın kurumsallaşması bölge planlamacılığı açısından önemli bir kazanım olmuştur. Ancak GAP da başlangıcında entegre bir proje olarak düşünülerek hazırlanmadığı için uygulama sürecinde, bölgedeki yerleşim birimlerinin projeden olumsuz yönde etkilenmesi ve bölge enerji üretiminde ihtiyaç fazlası oluşması gibi çeşitli sorunlara yol açmıştır.




 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Copyright © 2000 - 2014, vBulletin Solutions, Inc