Hoşgeldiniz.

asit yağmurlarının tarihi eserlere zararları nedir, asit yağmurlarının tarihi eserlere zararları nelerdir ASİT YAĞMURLARI VE ÇEVREYE ETKİSİ Asit Yağmurları kükürt ve azot dioksitlerin atmosferdeki nemle
  • 5 üzerinden 3.75   |  Oy Veren: 4      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    asit yağmurlarının tarihi eserlere zararları

    Sponsorlu Bağlantılar




    asit yağmurlarının tarihi eserlere zararları nedir, asit yağmurlarının tarihi eserlere zararları nelerdir


    ASİT YAĞMURLARI VE ÇEVREYE ETKİSİ

    Asit Yağmurları kükürt ve azot dioksitlerin atmosferdeki nemle birleşerek sülfürik ve nitrik asitli yağmur, kar ya da dolu oluşturması biçiminde kirliliğe yol açmasıdır. Bu tür yağmurda tanecikler siste asılı olarak süspansiyon oluşturabilir ya da en kuru halde birikebilirler.

    Asit yağmurlarının verdiği ileri sürülen zararın bir bölümünün aslında bazı doğal nedenlerden kaynaklandığı yapılan araştırmalar sonucunda anlaşılmışsa da, petrol ve kömür yanmasından oluşan kükürt dioksit ile otomobil motorlarından çıkan azot oksidin, asit yağmuru sorununu büyük ölçüde şiddetlendirdiği kesindir.

    Kirliliğe yol açan tanecikler, kaynaklarından binlerce kilometre uzağa rüzgarla taşınabilir. Sözgelimi A.B.D‘nin kuzey doğusundaki asit yağmurlarına, Kanada'dan yayılanlar da katılmış, Kanada'nın doğusundaki kükürt içeren yağış, A.B.D 'den kaynaklanmıştır.

    Bilim adamlarının tümü asit yağmurlarının denetlenmesi için bir an önce yasalar çıkarılmasını istemektedirler. Ne var, ki söz konusu yasaların yol açacağı harcamalar çok yüksektir, bu yüzden de sorunun çözülmesi sürekli ertelenmektedir.

    Ekonomik faaliyet, kıtlığa karşı yapılan bir savaştır. İnsan bu savaşta bir takım değerleri üretip tüketirken başka bir değer olan kaliteyi ÇEVRE ’yi de tüketmektedir. Hava, su, yeşil ve toprak gibi . Biri kirlendiği zaman beraberinde, zincirleme olarak, diğerleri ve bunlardan yararlanan insanlar da kirlenmekte ve yok olmaktadır.

    Görüldüğü gibi hava doğal ve yapay etmenlerce kirletilmektedir. Yapay etmenlerin temelinde insan bulunmaktadır. Fabrikadan, evlerden ve araçlardan çıkan dumanlar tarafından atmosfer durmadan kirlenmektedir. Bu kirlilik doğrudan olduğu gibi asit yağmurları yoluyla da bitkiye, insana, suya, toprağa ve taşa etki etmektedir.

    Termik santrallerde, ısıtmada ve endüstri kurumlarında kullanılan kömür atmosfere kül (kadmiyum, arçelik, kurşun) CO2 ve SO2 yaymaktadır. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de kömür ve petrol tüketimi giderek artmaktadır. Artan taşıt sayısı da petrol tüketimini dolayısıyla atmosferdeki karbon monoksit gazını yükseltmektedir. Yanardağlar da havadaki SO2 ve CO2 gibi gazların miktarını arttırmaktadır. Bu gazlar havadaki su buharı ile birleşirler.




    H2O+SO2 ______ H2SO4 (sülfirikasit) ve

    H2O+NO2 ______ HNO3 (nitrik asit) olarak yere düşerler.

    Hava kirliliği, ışınların yere ulaşmasını ve atmosfere yayılmasına da engelleyerek iklim üzerinde olumsuz etki yapmaktadır.Asit yağışları yapraklardaki klorofilin bozulmasına ve bitkinin sararıp kurumasına neden olmaktadır.




    Bilindiği gibi bitkiler, fotosentez sırasında CO2 tüketir. Asit yağmurları, bitkileri kurutarak, diğer yandan atmosferdeki CO2 (karbondioksit) tutarının artması için ortam hazırlamaktadır. Başka bir anlatımla, bir olumsuzluk bir başka olumsuzluğu üretmektedir.

    Bu asit yağışlarının etkilerini görebilmek için iki aşamadan oluşan deneylere girişilmiştir :

    Birinci aşamada 16 saksıya kızıl çam, 20 saksıya fasulye ve nohut ekildi.

    Kızıl çam ve fasulyeler 4 ’er saksıdan oluşmak üzere 5 ’er gruba ayrıldı. Her grup PH3, PH4,5, PH6, yağmur suyu ve çeşme suyu gibi asidik değeri farklı sularla sulandı. Çalışma 2 ay sürdü. Çalışmalara çeşitli sınıflardan 15 öğrenci katıldı.

    Çalışmalarımızda kullanılmak üzere, topladığımız yağmur suyunun asidik değeri ölçüldü: İlk yağış PH5,5, ikinci ve daha sonraki yağışlar PH6 olarak saptandı. Bu da bize hava kirliliği ve onun oluşturduğu asit yağmurlarının çevremizde bir realite olduğunu kanıtlamaktadır.

    AŞAMA
    A ) TOHUM GRUBU

    20 saksıya fasulye ile nohut karışık olarak ekildi. Bu 20 saksı, her biri 4 saksıdan oluşacak şekilde 5 gruba ayrıldı. Ekildiği tarihiden itibaren, her grup asidik değeri PH3, PH4,5, PH6 olan sularla, normal su (musluk) ve yağmur suyu ile sulandı. Her grupta 3 saksı esas alındı. İki ay boyunca gözlem ve ölçümler yapıldı.

    Tohum – 1 Grubu (Yağmur suyu)

    15.11.1999 22.12.1999 03.01.2000 24.01.2000
    1. Saksı Ekim – Dikim
    Çimlenme Nohut = 22 cm
    Fasulye = 4 cm Nohut = 23 cm
    Fasulye = kuru
    2. Saksı Ekim – Dikim Çimlenme Nohut = 30 cm
    Fasulye = 5 cm Nohut = 30 cm
    Fasulye = 17 cm
    İkisi de solgun
    3. Saksı Ekim – Dikim
    Çimlenme Nohut = 26 cm
    Fasulye = 8 cm Nohut = 38 cm
    Fasulye = 8 cm

    Tohum – 2 Grubu (PH3)

    15.11.1999 22.12.1999 03.01.2000 24.01.2000
    1. Saksı
    Ekim – Dikim Çimlenme Nohut = 20 cm
    Fasulye = 4 cm Nohut solgun,
    Fasulye kuru, toprakta beyazcıklar
    2. Saksı
    Ekim – Dikim Çimlenme Nohut = 31 cm
    Nohut = 24 cm
    Fasulye yok Sararmış ve kurumuş
    3. Saksı
    Ekim – Dikim Çimlenme Nohut = 10 cm
    Nohut = 10 cm
    Fasulye yok İkisi de kurumuş

    Tohum – 3 Grubu (PH4,5)

    15.11.1999 22.12.1999 03.01.2000 24.01.2000
    1. Saksı Ekim – Dikim Yok Yok Yok
    2. Saksı Ekim – Dikim Yok Yok Yok
    3. Saksı Ekim – Dikim Yok Yok Yok

    Tohum – 4 Grubu (PH6)

    15.11.1999 22.12.1999 03.01.2000 24.01.2000
    1. Saksı Ekim – Dikim Fasulye = 20 cm 22 cm 23 cm
    2. Saksı Ekim – Dikim Fasulye = 18 cm
    Fasulye = 11 cm 19 cm
    13 cm 20 cm
    13.5 cm
    3. Saksı Ekim – Dikim Fasulye = 19 cm
    Fasulye = 19 cm 20 cm
    20 cm 21 cm
    21cm

    Tohum – 5 Grubu (PH6)

    15.11.1999 22.12.1999 03.01.2000 24.01.2000
    1. Saksı Ekim – Dikim Çimlenme Nohut = 18 cm Nohut = 21 cm
    2. Saksı Ekim – Dikim Çimlenme Fasulye = 9 cm Fasulye=11 cm
    3. Saksı Ekim – Dikim Çimlenme Fasulye = 5 cm Fasulye=7 cm



    GENEL GÖZLEMLER :

    a) Gövde ve renkte görülen değişimler

    • PH3 = Çimlenme yavaş, önce hızlı olan büyüme yavaşlıyor. İki ay sonra sararma ve kuruma başlıyor.

    • PH4,5 = Çimlenme yok.

    • PH6 = Fasulye ve nohut diğer gruplara göre erken çimleniyor ve hızla büyüyor.

    • Normal su : Nohut ve fasulye normal sürede çimleniyor ve büyüyor.

    • Yağmur suyu : Normal sürede çimleniyor. Büyüme hızı normal. Ancak 2 ayın sonunda sararma başlıyor.

    b) Bazı bitkiler topraktan çıkarıldı ve kök gelişmeleri incelendi

    • PH3 = Köklerin ince, seyrek ve yukarıya doğru kıvrıldıkları gözlendi.

    • Yağmur suyu (PH5,5-6) = Gövde daha kalın, köklerin sık ancak kısa olduğu gözlemlendi.

    • Normal su = Köklerin uzun, kalın ve sık olduğu gözlendi.

    • SONUÇ = Suyun asitlik değeri arttıkça köklerin uzunluk, kalınlık ve sıklık özelliklerinde normal olmayan gelişmeler görülmektedir.


    Paylaş Facebook Twitter Google







  2. Sponsorlu Bağlantılar




    B) KIZILÇAM GRUBU

    Kızıl çam –1 Grubu (PH3)

    9.12.99 22.12.99 12.01.2000 Fark
    1.Saksı 8.5 cm 9.5 cm 9.8 cm 13 mm
    2. Saksı 15 cm 15.5 cm 16 cm 10 mm
    3. Saksı 2 cm 2.2 cm 2.3 cm 3 mm
    4. Saksı 1 cm 1.5 cm 1.9 cm 9 mm

    Ortalama Büyüme : 8.75 mm
    Aylık Büyüme : 7.1 mm

    Kızıl çam –2 Grubu (PH4,5)

    9.12.99 22.12.99 12.01.2000 Fark
    1.Saksı 8 cm 8 cm 8 cm 0 mm
    2. Saksı 6 cm 6 cm 7 cm 11 mm
    3. Saksı 4.5 cm 4.5 cm 5 cm 11 mm
    4. Saksı 5 cm 5 cm 6 cm 11 mm

    Ortalama Büyüme : 8.5 mm
    Aylık Büyüme : 6.083 mm

    Kızıl çam – 3 Grubu (Normal Su)

    9.12.99 22.12.99 12.01.2000 Fark
    1.Saksı 5 cm 5.5 cm 6 cm 11 mm
    2. Saksı 1 cm 3 cm 4 cm 21 mm
    3. Saksı 5.5 cm 6 cm 8 cm 25 mm
    4. Saksı 4,5 cm 5 cm 6 cm 15 mm

    Ortalama Büyüme : 18 mm
    Aylık Büyüme : 14.875 mm









    Kızıl çam – 4 Grubu (PH6)

    9.12.99 22.12.99 12.01.2000 Fark
    1.Saksı 3 cm 3.7 cm 5 cm 20 mm
    2. Saksı 3 cm 3.8 cm 4 cm 20 mm
    3. Saksı 1.5 cm 2 cm 2.5 cm 15 mm
    4. Saksı 5 cm 6 cm 6.6 cm 16 mm

    Ortalama Büyüme : 17.75 mm
    Aylık Büyüme : 3.8416 mm


    Tablolardan ve grafikten de anlaşılacağı gibi kızıl çamlardaki büyüme oranı, PH değeri arttıkça azalma gösteriyor. Ayrıca renkte koyulaşma ve az da olsa yaprak azalması görülüyor. Bilindiği gibi hava kirliliği ve asit yağışları öncelikle yapraklardaki klorofili olumsuz olarak etkilemekte, bu nedenle yaprak fotosentez yeteneğini yitirmekte; besin üretemez duruma gelen bitki kurumaktadır.
    Gerçekten, asit yağışlarının yaygın olduğu yerlerde çamların gövdesi kesilmek suretiyle incelenecek olursa (Resim – 5) yalnız kabuk çevresi (2 ile gösterilen yerler) kuru, orta kesimler aşırı derecede ıslaktır. Böyle bir ağacın kereste değeri yoktur. Halk arasında bu şekilde hiçbir işe yaramayan insanlar için “su yutkunan adam” nitelendirilmesi yapılır. Görülüyor ki hava kirliliği ve yağışlar bitkilerin yalnız morfolojik yapısını bozmakla kalmıyor, aynı zamanda örneğin bir ağacı “ekonomik” olmaktan da uzaklaştırabiliyor.

    Araştırmalar, iğne yapraklı ağaçların geniş yapraklara göre daha çok etkilendiği yargısını güçlendirmektedir.

    YATAĞAN ZİRAAT MD.’DEN YÜKSELEN SES

    Yatağanda da termik santralin yarattığı hava kirliliği ve oluşan asit yağmurları çevreye büyük zararlar vermektedir.




    Yatağan Ziraat Müdürlüğü’nden gelen feryada kulak verelim :

    “TERMİK SANTRALİNİN BİLİNEN BAZI BİTKİLER ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ”

    Zeytin ağacının yapraklarında SO2 etkisiyle çeşitli form ve büyüklükte, kırmızı kahve renkli parankima dokusunun tahribi ve çekmesi sonucu oluşmuş lezyonların meydana getirdiği, bu lezyonların birleşmesine takiben normalde ağaçta 18-20 ay kalması gereken yaprakların erkenden döküldükleri, böylelikle ağaçların çıplaklaştığı ve verimlerinin azaldığı kaydedilmiştir. SO2’nin (kükürt dioksit) neden olduğu bu prim er belirtiler yanında, yine yaprak kaybı ve bunun sonucunda beslenme yetersizliğine bağlı olarak sürgün uzunluğunda ve yaprak boyutlarında küçülme şeklinde sekonder belirtileri de oluşmaktadır.

    Badem ağaçlarının yapraklarının damarlarında renk açılması, şeklinde beliren SO2 yanıkları oluşmakta bu, ağaçların erken yaprak dökmelerini ve meyve tutumlarının azalmasına neden olmuştur.
    Tütün Bitkisi : Kükürt dioksit (SO2) gazının hassas olan tütün bitkilerinin özellikle sulama sonrası açık durumda olan yapraklarındaki stomalarından tolore edilebilir. Dozun üzerinde alınan SO2 hücreler ve yaprak dokusu düzeyindeki kimyasal ve fizyolojik reaksiyonları etkileyerek akut bir şekilde tütün yapraklarında kahverengi, eşit taraflı, yaprak leke ve yanıklarının oluşmasına neden olmaktadır.”

    Bu feryat bindiği dünya gemisini delen insanoğlunun çığlığıdır. Bu ses, çevresel intiharın resmen belgelenmesidir.

    MURGUL BAKIR İŞLETMELERİNİN ETKİNLİKLERİ

    Murgul bakır fabrikalarının, çevresine günde 560 mg/m3 SO2 yaymakta olduğu bildiriliyor. Çevredeki tarım alanlarında armut, kiraz, elma, erik ve ceviz gibi meyve ağaçları bakır fabrikasının açılmasından sonraki 5 yılda kurumuştur. Kurum, zarar eden köylülere tazminat ödemek zorunda kalmıştır. Göktaş vadisindeki ormanlar büyük zarar görmüştür.

    Ankara’da topoğrafik etkilerin sonucu (çukurda bulunması), 698 mg/m3’e kadar yükselen SO2, rüzgar tarafından dağıtılamamış ve çevredeki ibreli ağaçlara zararlı olmuştur. Yer yer kuruma olayları görülmüştür.

    Ankara’da olduğu gibi, İstanbul’da da kış mevsiminde SO2 tutarı yükselmekte, insan ve bitki sağlığını tehdit etmektedir.

    Soma, Tavşanlı ve Elbistan santralleri da atmosferdeki kükürt toz ve CO2 tutarını artırarak canlı yaşamı riske sokmaktadır.

    Kentlere göç, plansız kentleşme, yakıt olarak kullanılan niteliksiz linyit tutarının artması ve alternatif enerji yerine elektrik üretiminde fosil kaynaklara (kömür, petrol) ağırlık verilmesi; gelecekte hava kirliliğinin daha da artacağını göstermektedir.

    Ülkemizde demiryolları ve denizyolları gibi toplu ulaşım sistemleri yerine, karayollarına önem verilmesi, dumandan ve asitten daha uzun yıllar zarar göreceğimizin habercisidir.





    AVRUPA ORMANLARI

    Avrupa’da Büyük Sanayii Devrimi ile insanoğlu mal ve para olarak büyük kazanımlara kavuşurken, diğer taraftan “ çevre” gibi doğal bir zenginliği yitirdiğinin farkında değildi. Yalnız kazanmaya ve zengin olmaya koşullanmıştı. Zenginleştiği o ölçüde saldırgan tutumunu artırıyordu.

    20. yy. başlarına gelindiğinde Avrupa Kıtası ormanlarını büyük ölçüde yitirmiş bulunuyordu . Geniş orman alanları, yer yer yangın görmüş gibi örselenmişti.

    Günümüzde dünyanın en kirli kentlerini Avrupa kentleri oluşturuyordu :




    Milano : 195 mgrS (mgKükürt)
    Paris : 83 mgrS
    Madrid : 71 mgrS
    Frankfurt : 67 mgrS
    Brüksel : 59 mgrS
    Glasgow : 62 mgrS.
    Londra : 57 mgrS
    New York : 55 mgrS

    Okumamış bir Crée Kızılderilisi ’nin sözleriyle gelişmiş olduğu söylenen Avrupa uluslarının yaptıklarıyla karşılaştırırsak: “okumuş” ya da “yüksek öğrenim görmüş” Avrupa ’lının bizde olduğu gibi yanlışlar içinde bulunduğunu görürüz..

    O zaman en büyük doğal felaketlerin eğitimin içeriğine bağlı olarak ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Eğitim sistemlerimizi gözden geçirmek durumundayız!
    Avrupa kentlerinin uzak olduğuna bakarak kendimizi asit etkisinden korumuş ya da kurtulmuş saymamalıyız. Çünkü SO2 ve CO2 gazları, rüzgarlar tarafından 2000 – 3000 km. ötelere taşınabilmektedir. Örneğin; İstanbul’a kuzey ve kuzeybatı rüzgarları ile gelen yağışlar 4,2 PH – 4,5 PH arasında değişirken, güneyden esen rüzgarlarla gelen yağışların PH oranı 6 – 7 düzeyine inmektedir.

    Hava sisli olduğu zamanlarda bu oran 3,8 PH olarak gerçekleşmektedir.

    Görüldüğü gibi asit yağmurları, günümüzde ulusal olmaktan çok, uluslar arası bir özellik taşımaktadır. Her ülke kendisi bazı önlemler alırken, bütün dünya ülkelerinin birlikte almaları gereken daha büyük ölçekli önlemler bulunmaktadır.

    EĞİTİM VE ÇEVRE

    Eğitim ile çevre arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla bir anket düzenlendi. Anket, İzmir’de yapıldı ve ankete 117 kişi katıldı. Katılanlardan 75’i yüksek okul mezunu idi. Asit yağmurları konusunda bilginiz var mı,sorusuna 62 kişi “evet” yanıtı verdi. Yüksek okul mezunu (75-62=) 13 kişinin asit yağmurlarından habersiz olduğu anlaşıldı. Eğitim bu ise, bu nasıl eğitim? Bu değilse, eğitim nedir?

    Asit yağmurlarından etkileniyor musunuz, sorusuna 45 kişi “evet” yanıtını verdi. Yüksek okul mezunu (75-45=) 30 kişi başına yağan asit yağmurlarından bihaberdi. Başına düşenin asit mi, yoksa su mu olduğunu bilmeyen yüksek okul mezunu olan 30 kişi eğitimli midir?

    Çevre sizin için önemli mi, sorusuna 45 kişi yanıtsız bırakmış, 3 yüksek öğrenimli de çevrenin önemini kavrayamadığı için “ evet” diyememiştir.
    27 kişinin herhangi bir çevre örgütünü tanımadığı 4. sorunun yanıtından anlaşılmaktadır. Gerçek nerede? Eğitim nerede?

    Çevre ile girişimleri olmayan veya çevre koruma ilgili girişimlerin ne olduğunu bilmeyen 71 kişinin bulunduğu, 5. sorunun yanıtından anlaşılmaktadır.
    Okuduğunu yaşama uygulayamayan yüksek okul mezunu da olsa eğitimli midir?
    6. soruda belirtilen hava kirliliği ve asit yağmurlarının nasıl önlenebileceği, sorusuna büyük bir çoğunluk (43 kişi) “eğitimle” yanıtını vermiştir. “Eğitimle” diyenlerin büyük bir bölümü de “mevcut eğitim sistemiyle değil” uyarısında bulunuyordu.
    Crée Kızılderilisi’nin ülkesinde, 19.yy. kadar Avrupa’da ve 20. Yy kadar Türkiye’de hava kirliliği ve onun etkisiyle oluşan asidik yağışlardan eser yoktu: Orman kurumuyor, toprak kirlenmiyor, bitkiler, hayvanlar ve insanlar zehirlenmiyordu.

    Endüstrinin, zenginliğin ve buna bağlı olarak eğitimin gelişmesiyle daha sağlıklı bir çevre beklenirken, insanoğlunun havayı solunamaz, suyu içilemez ve bitkiyi yenilemez duruma getirdiğini görüyor ve dehşete düşüyoruz.

    Eğitim yükseldikçe havada duman, suda asit artıyor!

    Murgul’u, Ankara’yı, Soma’yı, Elbistan’ı, Yatağan’ı, kirletenler Gökovayı kirletecek olanlar mühendis, bakan, başbakan, cumhurbaşkanı gibi “okumuşlar” değil mi?

    “İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir” Sen kendin bilmezsen bu nice okumaktır”

    Diyebildiğimiz zaman yemek yediğimiz sofraya bıçak sokmaktan vazgeçeriz. Aksi takdirde biz karadumanı yaratmaya, karaduman da bizi karartmaya devam edecek; bir olumsuzluk başka bir olumsuzluğu üreterek :

    Ankete katılanların eğitim durumu :
    İlkokul: 17 kişi
    Ortaokul: 25 kişi
    Yüksek okul: 75 kişi




  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
  4. II. AŞAMA (KONTROL) DENEMELERİ

    Kontrol amacını güden ikinci aşama çalışmalarımız 26.02.2000 de başladı, 12.04.2000 tarihine dek sürdü.
    Yine, her birine hem fasulye ve hem de nohut ekilmiş, her biri 4’er saksıdan meydana gelecek şekilde 5 grup oluşturuldu.

    Nohut – fasulye (tohum) gruplarına ilk asit (PH) uygulaması 15 gün sonra başlatıldı. 15 gün boyunca normal su ile sulandı. Bu durum, II. Aşama çalışmaları ile I. aşamadakiler arasındaki farklılıktır. Amacımız; topraktaki tohuma 15 gün boyunca çimlenme olanağı sağlamaktır. Sonra PH değeri farklı olan (PH2, PH3, PH4,5, PH6, normal su, yağmur suyu) sularla sulandı.

    Yine kızıl çamlar da, her biri 4’er saksıdan oluşacak şekilde 5 gruba ayrıldı, bunlarda asidik değeri farklı sularla (PH2, PH3, PH4,5, PH6, yağmur suyu, normal su) ile sulandı. Periyodik aralıklarla boyları ölçüldü, renk değişimleri gözlendi. Her grup için elde edilen sonuçlar uygun olarak kaydedildi. Bu sonuçlara uygun tablolar çıkarıldı. Genel sonuçlara erişilmeye çalışıldı. İtiraf etmek gerekir ki bu süre, çalışmalarımız için yeterli olmamıştır.

    TOHUM GRUBU

    Tohum Grubu – 1 (PH2)

    17.03.2000 30.03.2000 12.04.2000
    1. Saksı Çimlenme Yok Çimlenme Yok Çimlenme Yok
    2. Saksı Çimlenme Yok Çimlenme Yok Çimlenme Yok
    3. Saksı Çimlenme Yok Çimlenme Yok Çimlenme Yok


    Tohum Grubu – 2 (PH3)

    17.03.2000 30.03.2000 12.04.2000
    1. Saksı Çimlenme Yok Çimlenme Yok Çimlenme Yok
    2. Saksı Çimlenme Yok Çimlenme Yok Çimlenme Yok
    3. Saksı Yabani ot (çayır) çıktı Çayır 10 cm Çayır 10 cm

    Tohum Grubu – 3 (PH4,5)

    17.03.2000 30.03.2000 12.04.2000

    1. Saksı 3 fasülye: (2,5 cm, 2,6 cm,2,5 cm)
    3 nohut : (15,5 cm, 10,5 cm,10,5 cm) 3 fasülye: (6 cm, 4 cm,4,5 cm)
    3 nohut : (21 cm, 20 cm,16 cm) Fasülye sarardı.
    Nohut : (22 cm, 21 cm, 17 cm)
    2. Saksı Çimlenme Yok Çimlenme Yok Çimlenme Yok
    3. Saksı 1 Fasülye (4 cm)
    1 Nohut : (8 cm) 1 Fasülye : 5 cm
    1 Nohut : 18 cm 1 Fasülye : 5 cm
    Nohut : 26 cm

    Tohum Grubu – 4 (PH6)

    17.03.2000 30.03.2000 12.04.2000
    1. Saksı Yalnız nohut var ve 3 cm Nohut : 4 cm Nohut : 6 cm.
    2. Saksı Çimlenme Yok Çimlenme Yok Çimlenme Yok

    3. Saksı 1 Fasülye (5 cm)
    1 Nohut : (10 cm) 1 Fasülye : 10 cm
    1 Nohut : 13 cm 1 Fasülye : 12 cm
    Nohut : 17 cm






    Tohum Grubu – 5 (PH5,5-6 = Yağmur suyu)

    17.03.2000 30.03.2000 12.04.2000
    1. Saksı Çimlenme yok Çimlenme yok Çimlenme Yok
    2. Saksı Çimlenme Yok Çimlenme Yok Çimlenme Yok
    3. Saksı Çimlenme yok Çimlenme yok Çimlenme yok

    SONUÇLAR :

    Yüksek asitlerde (PH) çimlenme olayı bile görülmedi.
    PH4,5 asidik durumunda çimlenme tam gerçekleşmedi (bazı saksılarda yok) Çimlenip büyüyenlerde de gövde ince uzun ve cansız kaldı.
    PH6 durumunda da çimlenme yok. Fasulye ve nohut orta asitlikteki sulardan (Ör.: PH4,5) hoşlanmıştı, az aitli sularda (Ör. PH6) hiçbir gelişme göstermedi.
    Yağmur suyundaki PH oranı çimlenmeye bile fırsat vermedi.
    Nohudun, fasulyeye göre asitli sulara daha dayanıklı olduğu gözlendi.
    Asidik değeri PH2 olan sularla sulanan saksı açıldığında tüm tohumların, asidik değeri PH3 olan sularla sulanan saksılarda ise bazı tohumların çürüdüğü görüldü
    Çayırların asidik yağışlardan etkilenmediği gerçeği ortaya çıktı.

    b) KIZILÇAM GRUBU

    Kızıl çam –1 Grubu (PH2)

    17.03.2000 30.03.2000 12.04.2000
    1.Saksı 41 cm 41 cm 41 cm
    2. Saksı 37 cm 37 cm 37 cm
    3. Saksı 45 cm 45 cm 45 cm
    4. Saksı 33 cm 33 cm 33 cm

    Kızıl çam –2 Grubu (PH3)

    17.03.2000 30.03.2000 12.04.2000
    1.Saksı 30 cm 30.5 cm 31 cm
    2. Saksı 35 cm 35 cm 35.5 cm
    3. Saksı 40 cm 40 cm 40 cm
    4. Saksı 29 cm 29.5 cm 30 cm









    Kızıl çam – 3 Grubu (PH4,5)

    17.03.2000 30.03.2000 12.04.2000
    1.Saksı 35 cm 36 cm 37 cm
    2. Saksı 31 cm 32 cm 33 cm
    3. Saksı 35.5 cm 35.5 cm 36.5 cm
    4. Saksı 32 cm 32 cm 33 cm

    Kızıl çam – 4 Grubu (PH6)

    17.03.2000 30.03.2000 12.04.2000
    1.Saksı 36 cm 37 cm 37.5 cm
    2. Saksı 35 cm 35.5 cm 36 cm
    3. Saksı 37 cm 38 cm 38.5 cm
    4. Saksı 34 cm 35.5 cm 36 cm



  5. Kızıl çam – 5 Grubu (PH5,5 -6)

    17.03.2000 30.03.2000 12.04.2000
    1.Saksı 30 cm 31 cm 31 cm
    2. Saksı 34 cm 34.5 cm 34.5 cm
    3. Saksı 37 cm 38 cm 38 cm
    4. Saksı 33 cm 33 cm 33.5 cm

    SONUÇLAR :

    PH2 olan sularla sulananlarda hiçbir gelişme olmadı. Yapraklarda dökülme görüldü. İkinci ayın sonunda renkler matlaştı.
    PH4,5 asitli sularla sulananlar, ikinci ayın sonunda sarardılar.
    Yağmur suyu ile sulananlarda normal suya göre daha yavaş bir gelişme görüldü. Tuğlarında küllenme ve dökülmelere rastlandı. Kökler içeriye doğru kıvrılma özelliği gösterdi.
    Hava Kirliliği ve Asit Yağmurlarının Oluşturduğu Diğer Zararlar:
    Hava : Ozan tabakası incelir. Böylece güneşten gelen ültraviyole gibi zararlı ışınlar yere kadar ulaşır. Bu da deri kanseri ve göz kataraktlarının oluşumuna yol açar.
    CO2, SO2 ve karbon monoksit gibi gazlar solunumu zorlaştırır. Solunum yollarında çeşitli hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur.
    İklim : CO2 ve SO2 gazlarının artması, sera etkisi yaparak, atmosfer sıcaklığının yükselmesine neden olur. Bu durum, buzulların erimesine; deniz suyunun yükselmesine yol açar. Kıyı ovaları sular altında kalır. Bazı ürünlerin üretilmesi güçleşir.
    Su : Asitik yağışlar yerüstü ve yeraltı sularını kirlendirir. Arkasından, bu suların ulaştığı göl ve denizler buralarda yaşayan canlılar (balık, bitki, kuş ) zarar görür. Kirlenmiş kaynak suyunu içen, kirlenmiş göl veya denizdeki balıkla beslenen insan da bu kirlilikten nasibini alır.
    AntikYapıtlar :
    Atmosfer Yağış Taş ve metal Sonuç

    H2O+SO2 H2SO4 + Ca CaSo4+H2
    (Sülfirikasit) (Kalker)

    H2O + SO2 H2SO4 + 2Al Al2(SO4)3+3H2
    (Aliminyum)

    H2O + NO2 HNO3 + Al Al(NO3)2+3/2H2
    (nitrikasit)
    Görüldüğü gibi yere düşen asitli sular, taş ve metallerden yapılmış olan antik yapıtlarımızı da bozabilmekte, böylece insanlığın ortak mirasına zarar vermektedir.
    Tarihi bina ve yapılar son 20 yılda bir önceki 2000 yılına göre daha çok yıpranmıştır. Efes’i ve Bergama’yı düşünün; bir süre sonra İngiltere’deki **stminister Manastır’ı gibi kopyalarını yapmak zorunda kalacağız. Kaybettiğimiz geçmişimizi kaç dolara geri alabiliriz?

    Kağıt ve tekstil de SO2 ve NOx gazlarını emiyor; emdikçe gevriyor. Gerçekten, Britanya kütüphanesindeki kolleksiyonlardan % 5’i sülfür gazından zarar görmüştür.
    Toprak : Asit yağmurları topraktaki minarellerle tepkimeye girerek toprağın yapısını bozmaktadır. Ayrıca, topraktaki su asitik özellik kazanmaktadır. Yeni asitik ortama uymayan bitki türleri yok olurken, bir bölümü de asitli suyu bünyesinde depolamaktadır.
    Böylece;
    Bitki örtüsünün azalması, bir taraftan erozyon ortamını hazırlarken, diğer taraftan da fotosentez olayının azalmasına ve sonucuda atmosferdeki CO2 tutarının artmasına neden olmaktadır.
    Asitli su ile sulanan sebze ve meyvelerle beslenen insan zarar görmektedir.

    ÖNLEMLER :

    Hava kirliliği ve asit yağışlarının çevreye, özellikle bitkilere olan etkisinin kesin sonucu ve buna karşı isabetli önlemler alınmak isteniyorsa, çok sayıda bilimsel denemenin yapılması gerekir.
    Yakıtların (araç ve meskenlerde) kalitesi kontrol edilmeli.
    A ) Hava kirliliğine dayanıklı bitkiler (böğütlen, ıspanak, kızılcık,...) ekilmeli
    B) Kışın yaprak döken bitkiler ekilmeli
    Kentlerin kurulma yerleri topografik açıdan iyi saptanmalı. Başka bir anlatımla Yerleşmeleri (kent, köy,...) çanak şeklindeki alanlardan uzaklarda kurmalıyız.
    Bacalara filitre takılmalı
    Araçların bakımı zamanında yapılmalı
    Alternatif enerji kaynakları kullanılmalı
    (Güneş, rüzğar, gelgit, akıntılar, biyokütle, end. ve evsel atıklar gibi.)
    Tüketim toplumu olduğumuz sürece yeni üretimlere yeni kirlenmelere neden olmamız kaçınılmazdır. Onun için tüketim çılgınlığı yerine mevcutlardan haz almayı öğrenmeliyiz.
    Yakıtlardaki kükürt oranı azaltılmalı
    Çevre insanlara öğretilmemeli; insanoğlu çevreyi içselleştirecek şekilde bizzat kendisi öğrenmeli
    Kısaca; konunun sosyolojik, ekonomik ve politik boyutları aynı anda alınmalı ve hemen uygulamaya geçilmelidir. Bunların içinde en önemli olanı ise yaşam ve eğitimi el ele tutuşturan uygulamalar olacaktır.
    Bu önlemler alınmadığı zaman en temiz kalan yerlerimizden biri olan Gökova Körfezi ve çevresi de son kurbanlardan biri olmaktan kurtulamayacaktır.
    Kirli hava ve asitik yağışlara etkileri yerel değildir. Çünkü rüzgar kirli hava ve yağışları çok uzaklara taşıyabilmektedir. Asit yağışları, düştüğü yerde kalmayıp akarsular ve denizler yoluylada dünyaya yayılmaktadır. Onun için çözümler yerel değil, küresel olmalıdır. Ancak öncelikle yerel düşünmeyi ve yerel davranmayı öğrenerek bu felaketten kurtulabiliriz.



 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Copyright © 2000 - 2014, vBulletin Solutions, Inc